KAZIM KARABEKİR KONUSU
K.Karabekir ve kitapları Milli Mücadele'ye hizmeti geçmiş, ağırbaşlı, çalışkan bir asker, seçkin bir vatanseverdir. İstanbul'a geldikten sonra, sürekli Doğuya gitmek istediği, bunu birçok kişiye söylediği, bazı kimseleri Anadolu'ya geçmeye teşvik ettiği, Doğu illerinin Ermenistan'a verilmesi halinde direnmeyi düşündüğü doğrudur. Silahları İngilizlere teslim etmemek için birçok önlem alır, kolordusunu bir Ermeni saldırısına karşı hazır tutar. M.Kemal askerlikten istifa ettiği halde, 'kolordusunun, eskisi gibi emrinde olduğunu' söyler.14^ Kars ve çevresinin anavatana katılmasını sağlar. Batı Cephesine, zaman zaman birlik ve silah yollar. Bu arada, binlerce kimsesiz çocuğu toplayarak, hepsinin bakımını ve eğitimi sağlar. Bunlardan dolayı sonsuza kadar saygı ile anılacaktır. Ama zamanla M.Kemal ile aralarında görüş farkları belirir, yolları ayrılır ve Karabekir iktidarın uzağına düşer, devre dışı kalır.144 Derken İzmir suikastı dolayısıyla tutuklanır; kurucularından olduğu Terakkiperver Cumhuriyet Partisi kapatılır. 143) İ.İnönü şöyle yazıyor: "M.Kemal Paşa, K.Karabekir Paşanın bu hareketinden bana, çok teşekkür ve minnet hisleri ile bahsetti. Geçmiş zaman içinde kendisine kuvvet ve cesaret veren en mühim hadisenin bu olduğunu anlattı ve Kazım Paşaya müteşekkir olduğunu söyledi." (Hatıralar, 1.C., s.179) Erzurum milletvekili Hüseyin Avni, 22 Ocak 1921 günü, TBMM'nde, K.Karabekir'in, "komünist olduğunu; kendisine, 'memlekette komünist örgütünü kuracağını' söylediğini" ileri sürer. M.Kemal, Hüseyin Avni'ye karşı Karabekir'i şiddetle savunacak ve şöyle diyecektir: "Karabekir Paşa, gayet zeki, üstün ahlaklı, namuslu, fevkalade iyi huylu, namuskâr, müdebbir (tedbirli) bir adamdır.. Tarihe geçecek onun yaptığı işler!" (GCZ, 1.C., s.335, 337) Karabekir de, M.KemaPin tutuklanmasını isteyen Harbiye Nazaretine, M.Kemal'i şöyle anlatır: "Memlekette namusuyla, hidemat-ı güzide-yi askeriye ve vatanperveranesiyle tanınmış ve bütün askerlerin de pek ziyade hürmet-i mahsusasını kazanmış bir zat..." (İstiklal Harbimizin Esasları, s.75) 144) Orgeneral Asım Gündüz şöyle diyor [özet]: " Karabekir sevdiğim bir arkadaşımdı. Onda garip bir düşünce ve endişe vardı. Ona göre, sonradan Milli Mücadele'ye katılanlar, hemen öne geçmişler, her şeyi ellerinden almışlar (*), M.Kemal Paşa ile aralarını açmışlardı. Karabekir bu düşüncesini sık sık tekrarlamıştır... Sınıf arkadaşı, sevdiği, hem de çok sevdiği ismet Paşa bile can düşmanı oluvermişti.. Yıllar sonra, Atatürk'ün ölümünü takiben, İsmet Paşa kendisini Meclis Başkanı seçtirince, düşünceleri ve konuşmaları tamamen değişmişti... ->• 617 1933'te, Milliyet gazetesine M.Kemal'i eleştiren, kendini büyüten 7 mektup yollar.145 Sonuncu mektup yayımlanmayınca, İstiklal Harbimizin Esasla-n'nı yazar,146 sonra da İstiklal Harbimiz adlı hacimli (1104 sayfa) kitabı. F.R.Atay, Karabekir'i, "boğazına kadar kendisiyle dolu" diye tanımlamaktadır.147 Bu tanımı ilk duyduğum zaman, irkilmiş ve F.R.Atay'a kızmıştım. Ama Karabekir'in yazdığı kitapları okuduktan sonra, içim ezilerek, F.R.Atay'a hak verdim. Çünkü Karabekir, yaptığı güzel ve yararlı hizmetlerin şerefi ile yetinmiyor. Milli Mücadele'yi kendisinin planlayıp başlattığını iddia ediyor ve bunu kanıtlayabilmek için gerçekleri zorluyor, geçmiş olayları, dayanak göstermeksizin, maksadına göre yeniden kurguluyor. Amacı, her konuda M.Kemal'den daha önemli, öncelikli ve üstün olduğunu kanıtlamak ve kendini yüceltmek. Bu yüzden de, İstiklal Harbimiz adlı kitabında, İstiklal Harbi'ni değil, kendini anlatıyor. Doğu cephesi ve kendi etkinlikleriyle ilgili, gerekli, gereksiz her türlü ayrıntıya yer veriyor. Ama öteki cepheleri ve olayları, birkaç kelime ile geçiyor ya* da hiç anlatmıyor. Sanırsınız ki Milli Mücadele ile ilgili bütün önemli ve hayati olaylar, Doğu Cephesi'nde geçmiştir, öteki olaylar, ikincil olaylardır; baş rolde o vardır, ondan başkaları ikinci derece rol sahipleri ve fi- Karabekir, yaptığı hizmetlerin karşısında M.Kemal Paşadan daima bir 'Başvekillik' beklemiştir. Ona bu fırsat bir defa da çıkmıştı. M.Kemal Paşa, Başvekillik için Fethi Bey ile Karabekir Paşa arasında bir tercih yapma işini, Mareşal Fevzi Çakmak'a bırakmıştı. Fevzi Paşa, gerek Fethi Bey, gerek Karabekir Paşa ile uzun uzun görüşmüş, düşünmüş taşınmış, Fethi Beyi tercih'ettiğini bildirmişti... Karabekir, "Ben..." diyordu, "...Kendisine orduda yapılması gerekli değişiklikler ve yenilikleri yazdıkça, Fevzi Paşa mevkiinde gözüm olduğunu sanarak bana düşman kesildi. Nihayet Başvekil olmamı da çekemedi ve engelledi." (Hatıralarım, s.213-214) O zaman Asım Gündüz'e böyle diyen Karabekir, son kitabında, Genelkurmay Başkanı olmayı beklediğini, bu niyetini M.Kemal'e de açtığını itiraf etmektedir. (Kazım Karabekir Anlatıyor, s.65) Karar sizin! (*) Karabekir, istiklal Harbimiz adlı kitabında da, sonradan Anadolu'ya geçenleri, 'tufeyliler' diye anmaktadır, (s.1000-1001) Başlıca hedefi de, aziz dostu ismet Paşa ile pek saydığı Fevzi Paşa! Karabekir, İstiklal Harbimizin Esasları adlı ilk kitabında (s.182) Fevzi Paşanın 1919 Kasımında, bir kurul üyesi olarak Anadolu'ya geldiği zaman, M.Kemal aleyhinde konuştuğunu da ileri sürmektedir. Aynı iddialara, istiklal Harbimiz'de de yer vermektedir, (s.372, 1022), Fevzi Paşa, Karabekir'in ilk kitabındaki kendisiyle ilgili iddialar hakkında şöyle demiş: "...Bu konuşmalarımda, M.Kemal için o ağır sözleri hiçbir zaman sarf etmedim." (Aktaran Asım Gündüz, Hatıralarım, s.212) Bu söz doğru mu, yoksa ihsan Ilgar'ın sonradan yaptığı bir eklenti mi, saptamak zor. 145) 5 Mayıs 1933-15 Mayıs 1933 (6 mektup). 146) Kitap ilk defa 1933 yılında basılmaya başlanmışsa da, yayıncısının 1951 baskısında (s.190-192) verdiği bilgiye göre, Kılıç Ali'nin İhtan üzerine, yayıncı korkup baskıyı durdurmuş, basılmış formalar basımevinden alınıp imha edilmiş. Oysa öyle ürkülecek, önemsenecek bir kitap değil. Olmadığı, 1951 baskısından anlaşılıyor. 147) Eski Saat, s.612. 618 güranlardır. Yalnız kendini beğeniyor. Sürekli kendini övüyor. İçli dışlı birçok yönü olan bir mücadeleye, oturduğu yerden ve uzaktan kumanda etmeye kalkışıyor. Her şeyin mutlaka kendisine de bildirilmesini, her kararın kendisine danışılarak alınmasını, her görüşünün ve teklifinin kabul edilmesini istiyor. Her yazdığında ve söylediğinde, bir keramet vehmediyor. Kabul edilmezse öfkeleniyor, kin tutuyor, türlü kuşkulara, kuruntulara kapılıyor, suçluyor. Her olaydan kendine bir pay çıkarmaya çalışıyor. Hemen herkesi eleştiriyor ama kendisi eleştirilirse, çok kızıyor. En çok kullandığı zamir, 'ben'! Çoğu dayanaksız, olayların gelişimine aykırı ve masala kaçan, dedikodu düzeyindeki ifadeleri yüzünden, tarih araştırmacıları, ancak aktardığı bazı belge ve bilgiler dolayısıyla kitaplarının adını anıyorlar, fakat görüş ve değerlendirmelerine pek yer vermiyorlar. Karabekir'in iddialarını ise, sadece M.Kemal'e ve Milli Mücadele'ye karşı olan bazı çevreler ciddiye alıp kullanmaktadır. İstiklal Harbi adlı kitabında, ilk ihtilal bildirisi niteliğindeki Amasya Bildirgesi'ne, bildirgenin hazırlanışında bulunmadığı için olsa gerek, hiç yer vermemiştir. Birinci İnönü Savaşı'dan iki cümle (s.852), İkinci İnönü Savaşı'ndan dokuz cümle (s.891) ile söz etmektedir. Kütahya-Eskişehir savaşlarına iki sayfa (s.929-930) Sakarya Savaşı'na üç sayfa (s.933-935), Büyük Taar-ruz'a iki sayfa (s. 1091-1092) ayırmıştır; bu sayfaların yarısını da çektiği telgraflar ve aldığı cevaplar dolduruyor. Buna karşılık, mesela Kars Konferansına yirmi dört sayfa ayırmıştır, (s.936-960) İnceleme ve denetleme gezileriyle ilgili olarak verdiği sıradan bilgilerin, tam sayamadım ama yüz sayfadan fazla yer tuttuğunu sanıyorum. Gerisi, gerekli-gereksiz yüzlerce belge ile kendi görüşleri, yorumlan, eleştirileri, suçlamaları, devre dışı kalmış olmanın verdiği eziklik içinde, geriye dönerek yaptığı bazı eklentiler, çoğu iki kişi arasında geçmiş konuşmalar, tanıksız, belgesiz iddialar ve hatta birtakım basit dedikodular. Başında M.Kemal'in bulunduğu son iki zaferi küçültmek için de, sırasını düşürüp birtakım iddia ve söylentilere yer veriyor. Bunları aktaracağım. Kitapları, Karabekir'in ufuksuzluğunu, Milli Mücadele'yi hiçbir aşamasında, bütünüyle kavrayamadığını ve değerlendiremediğini, geneli bırakıp ayrıntılarda takılıp kaldığını ve onulmaz bir M.Kemal kompleksi içinde olduğunu göstermektedir. Hizmetinin ve bilgisinin sınırları içinde kalsaydı, kendini her şeyin öncüsü ve yapıcısı gibi göstermek için gerçeklen zorlamasaydı, kendinden başka herkesi küçültmeye kalkmasaydı, ne kadar iyi olurdu. Bu yaklaşım, ününe ve anısına daha yakışır, ben de bu satırları üzülerek yazmak zorunda kalmazdım. 619 * 6-3-3-2. Başlıca iddiaları İstiklal Harbimizin Esasları adlı ilk kitabında Karabekir, İstiklal Harbi'nin esaslarını 7 maddede toplamış148 ama ilk 3 maddeyi ele almıştır. İlk madde, kitabının ana düşüncesini de belirtmektedir: "Milli istiklalimizin tehlikeye gittiğini, kimler, ne zaman gördü ve ne gibi teşebbüslerde bulundu?" (s. 18) Karabekir, kendi sorduğu bu soruya, özetle şöyle cevap veriyor: a "VVilson prensiplerinin cazip vaadlerine kapılarak harpten bıkan veya mağlubiyetlere giriftar olanlar (uğrayanlar) da, Mondros Mütarekesini tehalik-le (can atarak) kabul ettiler. Fakat bir seneye yakın zamandan beri, zaferden zafere koşan... Şark ordusunun bir kumandanı sıfatıyla, bu tarzdaki mütarekenin hayra delalet etmeyeceğini, mütarekenin tebliği anından itibaren gördüm." (s.31) a. Ondan başkaları, mütarekeyi can atarak karşılamışlar ama yalnız Karabekir, Mütareke Anlaşmasının içerdiği tehlikeleri görmüş. Gerçek, kesinlikle böyle değildir. b. Bütün komutanlar, mütareke anlaşmasının içerdiği tehlikeleri görmüşler ve gerekli önlemleri almışlardır.149 Mesela M. Kemal'in bu konuda istanbul'a gönderdiği yazılar ile aldığı önlemlerin bir kısmı, Üçüncü Bölümün başında verilmişti. Karabekir de elbette, mütareke anlaşmasının içerdiği tehlikeleri görmüştür. Ama bu konudaki görüşlerini, herhangi bir makama yazmış ve belgelemiş değildir. c. 'Bir seneye yakın zamandan beri, zaferden zafere koşan Şark ordusu' ifadesi ise, içi boş bir övünmedir. Çünkü Çarlık ordusu, Ekim 1917'de savaştan çekildiği için Şark (Doğu) ordusunun karşısında, ciddi bir kuvvet kalmamıştı. Hayal peşinde Hazar kıyılarına koşan, İran'a giren Doğu Ordusu, mütareke olur olmaz, Kuzey Doğu Anadolu'yu bile Ermenilere bırakarak, 1914 sınırının gerisine çekilmek zorunda kalacaktır. D "28 Kasım 1918 günü, Reşit Paşa vapuru ile Boğaziçi'ne girdiğimiz zaman.. Büyükdere'de merasimle İngiliz bayrağının çekildiğini gördüğüm dakikada^ 'tek dağ başı mezar oluncaya kadar' mücadele ederek, istiklalimizi kurtarmaya vicdanıma karşı ahd ettim ve 'ya istiklal, ya ölüm!' diye haykırdım." (s.31) 148) Kitap, Karabekir'in 'hakikat üstüne' iki manzumesi, Ermeni sorunu hakkında verdiği kısa bir bilgi ve Ermeni esirlerinin gönderdikleri bir mektup ile başlıyor. Kendisine yollanılmış olan bu veda mektubuna, Karabekir şöyle bir başlık koymuş: 'En Büyük Kumandan'. Ama Ermeni esirlerin yolladığı mektupta böyle bir yüceltme deyimi bulunmamaktadır; Ermeniler, kendilerini esir alan kolordunun komutanı olduğu için Karabekir'den, 'en büyük amirimiz' diye bahsediyorlar, (s. 14) Metin ile başlık arasında fark, Karabekir'i açıklayan bir anahtardır. 149) Mondros, s.55-60, 64-68, 71-107, 108- 159, 221-247; A.I.Sabis, Harp Hatıralarım, 5.C., s.7-19; A.F.Cebesoy, M.M.Hatıraları, s.46; F.Altay, On Yıl Savaş, s.151-152; Yüzbaşı Selahat-tin'in Romanı, 1.C., s.424 vd. 620 Etkili bir sahne. Elbette doğrudur. Sonraki tutumu da bunu kanıtlıyor. Birçok subay ve aydın da herhalde böyle düşünüyordu ki Milli Mücadele başladı, devam etti ve zaferle sonuçlandı. Ama bu konuda öncelik, M.Kemal ile Ali Fuat Paşadadır. Daha 4 Kasım 1918'de, Adana'da buluşur ve milli bir mücadele açılmasının ön esaslarını görüşüp saptarlar. (A.F.Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, s.28) D "29 Kasım 1918'de, Zeyrek'te, ağabeyimin evinin bahçesinde, en yakın, aziz arkadaşım Albay İsmet Beye (İnönü) düşüncelerimi şöyle izah ettim: 'Beni derhal şarka iadeye çalış. Ben orada milleti tenvir (aydınlatarak) ve onlara yardım ederek, memleketin inhilaline (çöküşüne) karşı Şarkta, yeni bir milli Türk hükümeti vücuda getirerek, Şarkı tehlikeden kurtardıktan sonra, Garp (Batı) tehlikesi bertaraf edilebilir ve bu suretle, mütareke hududu dahilinde kalan anavatanımız kurtulabilir. Müttefiklerin, bizimle mütarekeyi kabul etmelerinden, bu hudut dahilinde, yeni bir cidale (çatışmaya/savaşa) kalkışacaklarını tahmin etmiyorum.'" (s.32) a. Karabekir'in bu planı sonradan kurgulayıp yazdığı şundan belli ki Yunanlılar daha İzmir'e çıkmadıkları ve çıkacakları da o tarihte Yunanlılar tarafından bile bilinmediği halde, çıkmalarına altı buçuk ay varken, Garp'teki (Batıdaki) tehlikeden söz ediyor! b. Karabekir, Müttefiklerin doğrudan ya da dolaylı olarak, yeniden savaşacaklarını da tahmin etmiyor. Geleceğe pek iyimser ve yalınkat bakıyor. Olaylar, şiddetle yanıldığını gösterecektir. n "11 Nisan 1919 günü, M.Kemal Paşa Hazretlerini ziyaret ettim... Şiş-li'deki evinde... hasta yatıyorlardı. Vaziyeti şöyle izah ile kararımı söyledim: '[özet] Müttefiklerin Anadolu istilasına kalkışacaklarını ümit etmiyorum.150 Bence bu devletler, muharebenin fazla devamına muktedir değillerdir.. Bence mesele, Ermeni ve Rumlarla boğuşmaktan ibaret kalacaktır. Şarkta, Ermeni ordusunu teslirn-i silaha mecbur ettikten sonra, Garpteki Yunan ordusu (?) teşebbüslerine göğüs gerebiliriz.. Evvela Şark teşekküllerini Erzurum'da birleştirerek, herhangi bir tehlikeye karşı, bir milli taarruz hazırlamayı düşünüyorum. Yani bir milli Türk devleti esası. Yalnız Şark vilayetleri tehlikeye düşerse, derhal Erzurum'da bir milli hükümet faaliyete başlar ve ben de milli hükümetin emrinde bir ordu kumandanı olarak, şarkın müdafaasını deruhte ederim (üstlenirim).. Tehlike bütün vatan için görülürse, çıkacak hükümet, yeni bir Türk milli devleti olur ve bizler de bütün vatanın müdafaa vazifesini deruhte ederiz... Derhal, ilk fırsatta Şarktaki tehlikeyi bertaraf ederiz. Bütün kuvvetler Garba tevcih olunabilir (yönlendirilir). Ben bu vaziyette, Şarktaki rolümü muvaffakiyetle yapabilirim. Garp meselesi açık kalmıyor. Sizden ricam, bir an evvel sizin de Anadolu'ya geçmekliğinizdir... Bunun için derhal sîzin de bir vazife 150) Karabekir şöyle yazıyor: "M.Kemal Paşa Hazretleri, bu fikri kabul etmiyorlardı." (s.35/ dipnot) Zaman, M.Kemal'in haklı olduğunu göstermiştir. 621 ile gelmekliğiniz mümkündür. Eğer mümkün olmazsa, hususi bir tarzda da gelebilirsiniz. Evvela Erzurum'da toplanalım ve milli hükümet esasını kuralım. Ben Trabzon ve Erzurum'da, siz gelinceye kadar bu esası hazırlarım.1 M.Kemal Paşa -Vaziyet size hak verdiriyor. İyi olayım, gelmeye çalışırım. 151 ...Sarılıp öpüşerek veda ile ayrıldım. 12 Nisan 1919'da İstanbul'dan vapura bindim." (s.35-38) a. K.Karabekir, durumu yanlış değerlendirmeye devam ediyor. Bu tarihte Anadolu'nun belli başlı noktaları çoktan işgal altına alınmıştır.152 Bir süre sonra, Fransızlar savaşacak, İngilizler İzmit'i ateşle koruyacak, Çanakkale için savaşa karar vereceklerdir. Bunları ve öteki olayları, Üçüncü ve Dördüncü Bölümde gördük. Kısacası 'mesele', öyle Karabe-kir'in tahmin ettiği gibi yalnız 'Ermeni ve (Pontuslu) Rumlar ile boğuşmaktan ibaret1 kalmamıştır. b. 11 Nisan'da bile, Yunan ordusunun, İzmir'e çıkacağı henüz belli ve kesin değildir. (Üç hafta sonra, 6 Mayısta kesinleşecektir) Henüz söylenti halindedir. Planı sonradan kurgulayan Karabekir, bu sefer açıkça Yunanlılardan söz ettiğini yazıyor. c. Daha sonra, olayların zorlamasıyla alınacak kararları da, kendi planının gereğiymiş gibi anlatıyor. d. Bu plana göre, kendi Doğu cephesini, M.Kemal de Batı cephesini yönetecekmiş.153 e. Güneyden gelen tehlikeye hiç temas etmiyor. f. O anda, Konya'da 2.Ordu Müfettişi Mersinli Cemal Paşa ve 12.Kolordu Komutanı Albay Fahrettin Altay, Ankara'da 20.Kolordu Komutanı A.Fuat Paşa var. Hepsi de muktedir komutanlar. Batı Cephesini yönetme işini üzerlerine alabilirler. Acaba niye ille M.Kemal'in gelmesini 151) Karabekir bu hususta diyor ki: "Teklifimin kabulünden, M.Kemal Paşa Hazretlerinin bilahare (sonra) sarfınazar ettiğini (caydığını) ve bir ay sonra, arzusuna rağmen (isteğine aykırı olarak) istanbul'dan uzaklaştırıldığını... öğrendim." (s.37/ dipnot) Karabekir, bu iddiasına başlıca dayanak olarak Nutuk'un 7.sayfasını gösteriyor. M.Kemal Nutuk'tâ, 'beni istemediğim halde istanbul'dan uzaklaştırdılar' demiyor ki; 'beni uzaklaştırmak istiyorlardı, bu görevi buldular1 diyor ve bu fırsattan nasıl yararlandığını anlatıyor, (s.7) Anılarında bunu geniş biçimde açıklar: "Talih bana öyle müsait şartlar hazırlamış ki kendimi onların kucağında hissettiğim zaman, ne kadar bahtiyarlık duyduğumu tarif edemem. Nezaretten çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önümde geniş bir alem, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim." (F.R.Atay, Atatürk'ün Hatıraları, s.111) 152) Bu tarihe kadar güneyde işgal edilmiş bazı yerler: İskenderun (9 Kasım 1918), Antakya (3 Aralık), Dörtyol (11 Aralık), Mersin (17 Aralık), Pozantı (27 Aralık), Antep (1 Ocak 1919), Konya (7 Ocak), Çiftehan (3 Şubat), Maraş (22 Şubat), Birecik (27 Şubat), Kozan (7 Mart), Urfa (24 Mart), Antalya (28 Mart) [TC Kronolojisi]. 153) Daha sonra, M.Kemal'e Batı Cephesi Komutanlığını önerdiği iddiasını bırakacak, başka görevler önerdiğini ileri sürecektir. Mesela liderlik, mesela Başkomutanlık! ifadesi sürekli değişiyor. Bir sonraki dipnotta göreceğiz. 622 istediğini yazıp duruyor? Bunun cevabını, Rüya adlı bir manzumesinde vermektedir. Manzumede, Abdülhamit Karabekir'i şöyle över: 'Beni ve saltanatı devirenler önünde sen vardın; Hele sonuncusunda hem mebus, hem de kumandandın, İstiklal Harbini sen kurdun, Ve başı da sen buldun!'154 Hiçbir belgesi, dayanağı yok, olayların gidişine de uymuyor ama iddiası bu. Fakat nedense lider o değil! Hatta Erzurum Kongresi'nden sonra, ister istemez, öteki kolordu komutanlarından pek farkı kalmayacaktır. Bu durumu, 'lideri kendisinin bulduğunu' ileri sürerek açıklamaya çalışıyor. Oysa M.Kemal'in liderliğinin, 11 Nisan 1919'dan önce, Kurtuluş Sa-vaşı'nm öncüsü olacak kimseler tarafından, zaten kabul edilmiş olduğunu görmüştük. Cebesoy'un açıklamasını da aşağıda okuyacağız, g. Kaldı ki M.Kemal, ordu ve ordular grubu komutanlığı yapmış bir asker. Anadolu'da ise o anda boş bir ordu komutanlığı/müfettişiliği yok ki bu görevi alabilsin? Cemal Paşanın ayağını kaydırıp da onun yerine mi geçecekti? Karabekir, 'özel olarak da gelebilirsiniz' dediğini yazarak, yapıntı planına bir çeki düzen vermeye çalışıyor.155 154) 2.2.1950 tarihli Millet dergisinden aktaran, S.Selek, Anadolu İhtilali, s.153. Karabekir, İstiklal Harbimiz adlı kitabında da şöyle yazıyor: "M.Kemal Paşayı başa geçirmek ve bunu bütün kuvvetimle tutmayı daha İstanbul'da iken düşünmüştüm." (s.32, ayrıca 65-66) Son anılarında ise, şöyle yazıyor: "M.Kemal Paşaya Başkumandanlığı almasını daha İstanbul'dayken teklif etmiş[tim.]... Fakat kabul etmesine rağmen, ilk fırsatta Millet Meclisi Reisliğine geçmiş ve Başkumandanlığı açıkta bırakmıştı." (Paşaların Kavgası, s.154/dipnot) Karabekir, M.Kemal'e, Batı Cephesi Komutanlığını mı, hareketin liderliğini mi, yoksa Başkomutanlığı mı önermiş? Hangisi doğru? 155) Karabekir, M.Kemal Ordu Müfettişiyken dahi, ona itaat etmediğini açıklayarak övünmektedir. M.Kemal, 29.5.1919 günü, bütün kolordulara bir emir yollar. Emir, en kötü ihtimali de hesaba katarak, her türlü tecavüze karşı alınacak çeşitli askeri tedbirlerle ilgilidir. (İstiklal Harbimiz, s.35-36) Karabekir Milliyette yayımlanan 5 inci mektubunda diyor ki:" Ben bu emri yapmamıştım. Çünkü böyle bir tehlike görmüyordum." Bu ifadesini, İstiklal Harbimizin Esaslarında değiştirir: "Şark taarruzu hazırlığında bulunulduğu için bu emri, mevki-i tatbikata koymadım (uygulamadım)." (s.53) İstiklal Harbimiz'de ise, büsbütün başka türlü yazıyor: "Bu teşkilata şarkta çoktan başlandı, ihtiyaç aylarca evvel görülmüştü." (s.36) Her kaleme sarılışında, ifadesi değişiyor. işin tuhafı, Karabekir, M.Kemal'in 6 Şubat 1920 günlü taarruz emrini de, mevsim vb. sebepler ileri sürerek, yerine getirmeyecektir. (İstiklal Harbimizin Esasları, s.163-171) M.Kemal Anadolu'ya özel olarak geçseydi, acaba ne olurdu? Karabekir, bir ihtilal hükümeti niteliği taşıyan Heyet-i Temsiliye'nin kararları için de şöyle diyor: "Heyet-i Temsiliye'nin.. mahzurlu gördüğüm arzularını da bittabii yapmıyorum." (istiklal Harbimizin Esasları, s.136) Bir yanda, liderliği ya da başkomutanlığı önerdiğini iddia ettiği M.Kemal ya da Türkiye'yi temsil eden Heyet-i Temsiliye, bir yanda da beğenmediği kararları uygulamayan bir kolordu komutanı! 623 h. M.Kemal, hiçbir görevi ve yetkisi olmadan, özel olarak Anadolu'ya geçmeyi düşünmemiş değildir.156 Cebesoy'un anılarında bunu belirttiğini göreceğiz. Ama geçmek için acele etmemiş, gerçekçi bir insan olarak, uygun bir fırsat çıkmasını kollamıştır.157 i. M.Kemal'in, Karabekir'in bu kitabıyla ilgili el yazısı notlarını, Uğur Mumcu açıklamıştır. (Kazım Karabekir Anlatıyor, s. 179-186) M.Kemal'in, Karabekir'in bu ziyaretle ilgili ojarak yazdıkları hakkındaki notu şöyle: "Baştan [başa] yalan, sonradan uydurma bir tiyatro parçası." (s. 181/13. not)158 j. Karabekir'in en yakın arkadaşı İsmet İnönü de şöyle diyor: "O günlerde, Kazım Karabekir Paşaya sormuş olsalardı, 'bu vazifeyi [Ordu Müfettişliği] ona vermeyin' derdi. Karabekir Paşa, öteden beri Atatürk'ten korkardı ve onu sevmezdi. Ama bu his, tek taraflı değildi. Karşılıklı ikisi de, birbirlerini sevmezlerdi. K.Karabekir Paşa, İstanbul'da iken, Atatürk'le beraber olacağım diye endişe ederdi. Erzurum'a giderken, 'korkuyorum, sen de onunla beraber olacaksın' demiştir. Korktuğu da başına geldi." (Hatıralar, 1.C., s. 175) k. Ali Fuat Cebesoy da, Şubat 1919'da İstanbul'daki son hazırlıkları, özetle şöyle anlatmaktadır: "...Ekseri geceler, M.Kemal Paşada misafir kalıyordum. Arkadaşlar da aynı eve geliyorlar, saatlerce müdavele-yi efkârda (düşünce alış verişinde) bulunuyorduk.. Milli mukavemeti, İstanbul'dan değil, Anadolu'dan idare etmenin zarureti aşikârdı. Faaliyetlerimizi bunun etrafında toplamış idik. M.Kemal Paşanın Şişli'deki evinde yaptığımız sohbet ve müzekerelerde, bunun da kolay olmadığını anlamış156) F.R.Atay, Atatürk'ün Hatıraları, s.90-91. 157) M.Kemal diyor ki: "Bir kararım varken, onu niçin hemen tatbik etmiyorum? Hemen söyleyeyim ki ağır ve kati bir kararın doğruluğuna inanmak için vaziyeti, her köşesinden mütalaa etmek lazımdır. Ağır ve kati bir karar, tatbik edilmeye başlandıktan sonra, keşke bu tarafını da düşünseydim, belki bir çıkar yol bulurduk, yeniden bunca kan dökmeye, bunca can yakmaya ihtiyaç kalmazdı gibi tereddütlere yer kalmamalıdır. Böyle bir tereddüt, karar sahibinin vicdanında kanayan bir yara olur ve onu, yaptığının doğruluğundan da şüpheye düşürür. Bundan başka, beraber çalışacak olanlar, yapılandan başka bir şey yapılmak ihtimali kalmadığına inanmalı idiler." (a.g.e., s.91-92) Keşke herkes, konuşmadan, yazmadan, karar vermeden önce, bütün ihtimalleri düşünse de, sonra vals yapmak ya da suspus olmak zorunda kalmasa! M.Kemal de, değerlendirme sırasında içinde, çeşitli tahmin, tercih ve zamanlama yanlışları yapmış olabilir ama sonunda, bütün imkânları ve ihtimalleri dikkate alarak, o aşama için en doğru kararı verdiğini ve uyguladığını görüyoruz. Bu yüzdendir ki o korkunç kaosdan zaferle çıkılmıştır. Bu yüzdendir ki liderliği hiç tartışılmamıştır. 158) M.Kemal'in o tarihteki yaveri C.Abbas Güler de, bu ziyareti ve konuşmaları, Karabekir'den bambaşka şekilde anlatmaktadır. (Aktaran H.Bayur, Hayatı ve Eseri, s.288-289) Ama Güler'in bazı ayrıntılarda muhayyilesini çalıştırdığı anlaşılıyor. Mesela, Karabekir bu ziyaret sırasında, 'Erzurum'a gitmek hevesinde bulunmadığını, bu tayinden hiç memnun olmadım' söylemişmiş. Bunun kesinlikle doğru olmadığını kanıtlayan tanıklar var. (l.inönü, Hatıralar, 1.C., s.171; Yüzbaşı Selahattin'in Romanı, 2.C., s.20-21; M.Kemal'in bu görüşme hakkında, kendisine verdiği bilgiye dayanarak, A F.Cebesoy, M.M.Hatıraları, s.43) 624 tık. Birçok yüksek mevki sahibi zevatla görüşülmüş ve konuşulmuştu. İçlerinde yalnız Rauf (Orbay), Refet (Bele) beyler ile bazı fırka (tümen) kumandanları ve er-kan-ı harp reisleri (kurmay başkanları), Anadolu'da bilfiil vazife almayı kabul etmişlerdi. Diğerleri aynı cesareti gösteremiyorlar, tereddüt ediyorlar, türlü türlü mütalaalar ileri sürüyorlardı.. Asıl mühim mesele, M.Kemal Paşanın, milli davanın temini bakımından, üzerine alacağı vazifeye mesnet (dayanak) olabilecek bir memuriyete tayini idi. Ne yazık ki o tarihlerde, hükümet adamlarında, bu genç kumandanı, Anadolu'da mühim bir işin başına getirecek ne bir cesaret görülüyor, ne de bunların muhitinde, hamiyetli bir ruh yaşıyordu.. Var kuvvetimizle Anadolu'da çalışmaya devam etmekte, M.Kemal Paşa ile bir defa daha anlaşmıştık. Kumandanı bulunduğum 20.Kolordu karargâhının Ankara'ya nakli ile burasının bir mukavemet merkezi yapılmasını kararlaştırdık.159 Paşanın geniş selahiyetli bir vazife ile Anadolu'ya geçmesine, her taraftan çalışılacaktı. Buna intizaren (bunu bekleyerek) daha bir müddet İstanbul'da kalacaktı. Anadolu'da vücuduna ihtiyaç hasıl olduğu zaman, bir vazife alamamış bile olsa, hususi surette Anadolu'ya geçecek, Milli Mücadele'deki şerefli mevkini alacaktı." (M.M. Hatıraları, s.38- 40)160 Bu bilgiler ve tanıklar, Karabekir'in, 'planı ben yaptım, lideri ben buldum' gibi iddialarını yalanlamaktadır. Zaten birinin bulduğu ve 'idare etmeye çalıştığı bir baş' ile uzun ve çetin bir bağımsızlık ve kurtuluş savaşı verilir mi?161 159) "M.Kemal Paşanın ve benim görüşüme göre Ankara, her türlü teşkilata, birliğe ve hareket başlangıcına müsait, stratejik bir mevki idi. istanbul hükümeti ve ingilizlerden evvel burasının tarafımızdan tutulması, en büyük emelimizdi." (M.M.Hatıraları, s.48) 160) Cebesoy, Karabekir'den hiç söz etmiyor. Çünkü İstanbul'daki bu hazırlık görüşmelerinin hiçbirinde Karabekir bulunmamıştır. (M.M.Hatıraları, s.43) Ama Vehbi Vakkasoğlu şöyle yazıyor: "Karabekir Paşa, o günlerde kurtuluşu mümkün gören ve hem de onu gerçeğe uygun şekilde planlayan ilk kumandan olma şerefini kazanıyor böylece." (Son Bozgun,1.C., s.114) 161) Karabekir diyor ki: "Ben şarkta milli hükümet esasını kurarken (!), M.Kemal Paşanın istanbul'da, bir padişah hükümetinde herhangi bir vazife alarak, en kıymetli arkadaşları da etrafında toplaması ihtimali, beni pek düşündürmüştü. İşte, en mühim olarak, buna mani olmak içindir ki şahsımdan fedakârlık yaparak, fikrimin husulü için kendisini şarka davetle milli hareketin başına geçmesini teklif etmiştim. Daha evvel ismet'le de uzun uzadıya konuşmuştuk." (İstiklal Harbimiz, s.18) " a. İsmet Paşanın bu hususu doğrulamadığını, asıl metinde gördük. b. Ayrıca, M.Kemal, hükümette vazife alsaydı ne olurdu ki? Fevzi, Cevat ve Cemal Paşalar aldılar da ne oldu? Milli Mücadele yine başlamadı mı? Ama bunun için hareketin başında, bu kararı verecek cesarette, milleti çevresinde toplayabilecek nitelikte, çağı okuyabilen, kararlı ve yılmaz bir liderin bulunması şarttır. Karabekir'in kitaplarını yazarken, gururuna yedirip de bir türlü itiraf edemediği husus da budur. Rauf Orbay, 1941 yılında, hem de Karabekir'e yazdığı mektupta, Erzurum'da oldukları sırada (1919), Karabekir'in kendisine şöyle dediğini açıklamaktadır: "...Bize kumanda etmek meziyet ve kudretini haiz yegâne şahsiyet, M.Kemal Paşadır." (İstiklal Harbimiz, s.1103) İşin aslı bu. c. Çünkü kendisi bu nitelikleri taşımıyordu. Sürekli sızlanan ve eleştiren, ayrıntılara kenetlenmiş, takım oyununa ayak uyduramayan bir bürokrat kafasıyla, Milli Mücadele yürütülebilir, ihtilal yapılabilir mi? 625 Doğrusu şu ki M.Kemal, Anadolu'ya amir ve lider olarak geçmiş, K. Kara-bekir de, M.Kemal'in liderliğini ve amirliğini, ister istemez kabul etmiştir.162 İstiklal Savaşı'nı planladığını ve başlattığını ileri süren K.Karabekir, M.Kemal Anadolu'ya geçene kadar genel, birleştirici, geleceğe yönelik hiçbir etkinlikte bulunmamıştır. Kapsamlı etkinlikler, M.Kemal ile başlayacaktır.163 D Karabekir, "benim planım etrafında ilk evvel kimler toplandı?" diye soruyor ve Erzurum, Sivas Kongrelerini vb. anlatıyor. (İstiklal Harbimizin Esasları, s. 43 vd.) a. Oysa Erzurum'da doğu illeri temsilcilerinin toplanması ile Karabekir'in de, M.Kemal'in de bir ilgisi yoktur. Onlardan önce ve onların dışında kararlaştırılmıştır. (M.Goloğlu, Erzurum Kongresi, s.52-54, 174-176; C.Dursunoğlu, 52-53, 56) Karabekir, gelişinden önce kurulmuş olan (1 Mart/resmen 10 Mart 1919) Erzurum Müdafaa-yı Hukuk Derneğine bile türlü düşüncelerle uzak durur, ancak M.Kemal'in Havza'dan çektiği bir telgraftan sonra açık destek vermeye başlar. (C.Dursunoğlu, M.M.de Erzurum, s.61 -62) b. Sivas Kongresi ise, Karabekir'in bulunmadığı Amasya'da kararlaştırılmıştır.164 Karabekir, Sivas Kongresine karşıdır. (İstiklal Harbimizin Esasları, s.57, 94 vd.;165 A.F.Cebesoy, M.M. Hatıraları, s.72-73) c. Karabekir ve M.Kemal Anadolu'ya geçmeden çok önce, Doğuda silahlı direnmeye karar veren ve milis birlikleri kuran birçok örgüt vardı.166 162) M.Kemal, bunu iki kere de doğrulatıp pekiştirecektir: Önce Amasya'da, sonra Erzurum'da. (S.Selek, Anadolu ihtilali, s.266) 163) M.Kemal, 18 Haziran 1919 günü Amasya'dan, Edirne'deki 1.Kolordu K.lığına yolladığı emirde şöyle diyor: "Umum Anadolu ve Trakya Müdafaa-yı Hukuk-u Milliye ve Redd-i ilhak cemiyetlerini tevhit etmek (birleştirmek) ve Anadolu ve Rumeli umum vilayatının murahhaslarından mürekkep kuvvetli bir heyet-i merkeziye teşkil etmek takarrür etti (kararlaştırıldı)." (Nutuk, 3.C., 19. belge) Sivas Kongresi, bu kararın sonucudur. Karabekir, bölgesel ve sınırlı bir yaklaşım içindeyken, M.Kemal, sorunu bir bütün olarak ele alıyor. Aralarındaki büyük farkın biri de budur. A.Fuat Cebesoy diyor ki: "Amasya kararları ile ayrı ve bölgesel teşebbüsler birleştirilmiş, bütün milletin, istiklal ve vatanımızın uğradığı tehlike etrafında birlik olduğu harice ve dahile gösterilmiştir. Amasya kararları toplayıcı bir ruh taşımaktadır. Şunu hemen ilave etmeliyim ki bunun başlıca amili de M.Kemal Paşadır." (M.M.Hatıraları, s.76) Fevzi Çakmak da şöyle diyor: "Eğer Mondros Mütarekesini takip eden aylarda, bir tayyareden Anadolu'ya bakarsanız, yer yer yanan ateşler (redd-i ilhak ve Müdafaa-yı Hukuk dernekleri) görülecektir. Bu ateşleri birleştirecek bir alev lazımdı, işte onu M.Kemal Paşanın meşalesi temin etti." (Aktaran T.Z.Tunaya, Türkiye'de Siyasi Partiler, s.475) Yurt çapında örgülenme, ancak Sivas Kongresi'nden sonra başlar. (Ayrıntı için: M.Goloğlu, Sivas Kongresi, s. 147-172) 164) A.F.Cebesoy, M.M.Hatıraları, s.71-74; Rauf Orbay, Y.Tarihimiz, 3.C., s.48- 49. Rauf Orbay Amasya Kararları hakkında şöyle yazıyor: "ilk fiili harekete geçmek kararını, evvela biz, üçümüz (M.Kemal, A.F.Cebesoy ve Rauf Orbay) hazırladık." (Y.Tarihimiz, 3.C., s.49) 165) istiklal Harbimiz kitabında, Karabekir'in, Sivas Kongresi'nin anlamını az çok kavramış olduğunu gösteren bazı cümleler bulunuyor. Mesela, s.110, 136, 155 vb. 166) Üçüncü Bölümde, Ermeni ve Gürcü saldırılarına karşı savunmak amacıyla Ardahan, Artvin, Oltu, Kars, Kağızman, Sarıkamış ve İğdır'da, milli şûralar ve milis birlikleri kurulduğunu görmüştük. 626 Bunların sonuncusu, Trabzon Muhafaza-yı Hukuk-u Milliye derneğidir.167 O da Karabekir'in gelmesinden önce, 12 Şubatta kurulmuş, silahlı savunma kararı almış ve örgütlenmeye başlamıştır bile. (M.Goloğlu, Erzurum Kongresi, s. 18, 23-27) A.F.Cebesoy da, Karabekir Anadolu'ya geçmeden önce, istanbul'daki görüşmeler doğrultusunda, 20.Kolordu bölgesinde, çeşitli hazırlıklar yapmış ve önlemler almıştır. (M.M. Hatıraları, s.49-56, 80-83) Yunanlıların içeri doğru yürümesi üzerine, Mayıs ayı içinde Batıda birçok direniş örgütü kurulacak, ordu da bu direnişe, bazen apaçık, bazen kapalıca katılacaktır.168 Görüldüğü gibi Doğuda uyanma ve örgütlenme, Karabekir'den önce başlamıştır. Ayrıca Karabekir'in de, planının da, Güney ve Batı bölgeleri ile bir ilgisi ve ilişkisi bulunmamaktadır. Oysa asıl savaşlar, önce bu bölgelerde başlayacak, kısa süren Doğu harekâtından sonra da devam edecek ve sonuç Batıda alınacaktır. n "Amasya tartışmalarının gizli kalamayarak duyulması ve İstanbul'un tazyiki (baskısı) neticesi, M.Kemal Paşa Hazretleri, ne merkezi Anadolu'daki milli taazzuva (örgütlenmeye) ve ne de garp cephesine koşmayarak, Erzurum'a, benim yanıma gelmeye mecbur kaldı." (İstiklal Harbimizin Esasları, s.62) Yani M.Kemal ile Rauf Bey, Batıya gideceklerine, Erzurum'a gelerek, Karabekir'in ve planının etrafında toplanmışlarmış! Oysa M.Kemal'in ve Rauf Beyin Erzurum'a gelmelerinin sebebi, Erzurum Kongresi ve Karabekir'in Erzurum'a gelmeleri için ısrar etmesidir. Rauf Orbay da, 1941 yılında, Karabekir'e yolladığı mektupta, kısaca şu açıklamayı yapmaktadır: '... M.Kemal Paşa ile benim, evvela Erzurum'a gelerek, bu kongrede bulunduktan sonra Sivas'a geri dönmemizi, acil bir tedbir olarak gördünüz ve bu noktada ısrar ettiniz.' (Mektubu yayımlayan da, K.Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 1011 )169 167) Trabzon ili, bugünkü Rize, Gümüşhane, Giresun ve Ordu illerini de kapsıyordu. 168) Nizamettin Karacebe, Türk Ulusal Savaşının ilk Parçası, s.95- 136; Yüzbaşı Selahattin'in Romanı, 2.C.; Kazım Özalp, Milli Mücadele, s.9 vd.; Rahmi Apak, Garp Cephesi Nasıl Kuruldu, s.17 vd.; A.F.Cebesoy, M.M.Hatıraları, s.124 vd.; S.Selek, Anadolu ihtilali, s.239 vd. ve benzeri kaynaklar... 169) M.Kemal'in, Karabekir'in bu iddiası hakkındaki notu şöyle: "Benim Erzurum'a gidişim Kongre için daha evvelden mukarrer (kararlaştırılmıştır)." (Kazım Karabekir Anlatıyor, s. 186) Rauf Orbay da özetle şöyle yazıyor: "Amasya'da yapılacak başka bir işimiz kalmamıştı. Refet Beyi de birlikte alarak, Sivas'a doğru yola çıktık. Vali Reşit Paşa ve şehrin ileri gelenleri ile görüşüp, Erzurum'dan sonra orada toplanmasını münasip gördüğümüz kongrenin hazırlıkları üzerinde anlaştıktan sonra, Erzuruma hareket ettik." (Y.Tarihimız, 3.C., s.49) M.Kemal'in 24 Haziranda, Karabekir'e yolladığı telgraf, özetle şöyledir: "25 Haziranda Amasya'dan otomobille Sivas'a azimet olunacaktır. Fevkalade bir hal zuhur etmezse, Sivas'tan hemen Erzurum'a hareket edeceğim." (istiklal Harbimiz, s.53) Karabekir, istiklal Harbımiz'de şöyle yazıyor: "M.Kemal Paşanın bir an evvel Erzurum'a gelmesini muvafık buluyordum." (s.48) "Kemal Paşaya da bir an evvel Erzurum'a gelmesini yazdım." (s.52) -> 627 Cebesoy da şöyle yazıyor: "Karabekir Paşa, Sivas umumi kongresinden evvel, Erzurum'daki vilayat-ı şarkiye kongresinin toplanmasını ve M.Kemal Paşa ile Rauf Beyin, toplantıya iştirak için Erzurum'a gelmelerini rica etmişti," (M.M. Hatıraları, s.72) Gerçi İstanbul yönetiminden gelen telgraflar, Hürriyet ve İtilaf Partisi Sivas Başkanı Halit Bey ile bu sırada Sivas'ta bulunan mahut Ali Galip yüzünden, Vali Reşit Paşa sıkıntı içindedir ama M.Kemal ve arkadaşları Sivas'ta törenle karşılanırlar. Gerekli temasları yapıp, önceden kararlaştırıldığı şekilde, Erzurum'a hareket ederler.170 Ama Karabekir, bunları yok sayarak ve gerçeği tepetaklak ederek, 'M.Kemal, Erzurum'a, benim yanıma gelmeye mecbur kaldı!' diyor.171 Gelin de F.R.Atay'ı anmayın! D "[Karabekir, Ali Fuat Paşanın 20.Kolordu Komutanlığından azli haberini alır ve 28 Ağustos 1919 günü Harbiye Nezaretine bir yazı yazarak, bu konudaki Padişah buyruğunun değiştirilmesi için Padişaha yeniden başvurulmasını rica eder. Karabekir sonra şöyle yazıyor:] "Evvelce verdiğim karar mucibince (uyarınca) Ali Fuat Paşa, kumandanlığı, [yerine atanan] Ahmet Hulusi Paşaya vermedi." (İstiklal Harbimizin Esasları, s.86) a. Oysa görevin, hiçbir şekilde, başkasına terk ve teslim edilmemesi, 22 Haziran 1919 günlü Amasya Tamimi'nde yer almıştır, Karabekir'in verdiği bir karar değildir. (A.F.Cebesoy, M.M.Hatıraları, s.73-74; Rauf Orbay, Hatıraları, Y.Tarihimiz, 3.C., s.48-49) b. Bu karar, M.Kemal tarafından 23 Haziran, 5 ve 7 Temmuzda, ilgililere yeniden hatırlatılmıştır. (K.Karabekir, İstiklal Harbimiz, s.55, 67, 70) c. Cebesoy da Karabekir'in böyle bir .kararı olduğundan söz etmiyor. (M.M.Hatıraları, s.154-155) d. Kendisinin de yer verdiği bu açık belgelere rağmen Karabekir, 'evvelce verdiğim karar mucibince1 diyebiliyor, yani gerçekleri kendine göre değiştiriyor, her şeyi olduğu gibi bu olayı da kendine mal ediyor. Sivas Kongresi'nden önce Erzurum Kongresi'nin toplanacağı, Karabekir'in isteği üzerine, Amasya kararları arasına alınmıştır, (madde 2; A.F.Cebesoy, M.M.Hatıraları, s.73) Yani her şey önceden kararlaştırılmış ve programlanmış. 'Mecburen Erzurum'a geldikleri', Karabekir'in, kitabını yazarken eklediği yakıştırma ve saptırmalardan sadece biri. Daha pek çok örneği var ama hepsini düzeltmek için binlerce sayfalık yeni bir kitap yazmak gerekiyor. 170) İslam Ans.LC., s.736; Sivas Valisi Reşit Paşanın Hatıraları, s.25-26, 59 vd., Ahmet Halıt K,. İstanbul, 1939; Nutuk, 1.C., s.27-30; K.Erdaha, M.M.de Vilayetler ve Valiler, s.79-84; S.Selek, Anadolu ihtilali, s.262; Prof.Dr.M.F.Kırzıoğlu, M.Kemal Paşa-Erzurum ilişkileri Üzerine, AAMD, 1991/20, s.223-266 [Son araştırmada pek az bilinen birçok ilginç belge yer almaktadır] 171) Velhasıl Karabekir, hem gelmelerini İsrarla istiyor, hem de M.Kemal'i şemsiyesi altına sığınmış gibi göstermeye çalışıyor. Ne derler buna? 628 D "Kuva-yı Milliye'yi temsil eden heyet-i aliyenin, değil Ankara'ya, hatta Sivas'ın garbına (batısına) bile geçmemesi fikrindeyim. Çünkü şarki vilayatın (doğu illerinin) Kuva-yı Milliye'sini teşkil eden heyetin, bütün bütün uzaklaşması, bu vilayetlerin teşkilatsızlığını mucip olacak[tır]..." (İstiklal Harbimizin Esasları, s. 147) Karabekir, önce Sivas Kongresi'ne karşı çıkmıştı, sonra da Heyet-i Temsiliye'nin Sivas'ın batısına bile geçmesini istemiyor. Daha sonra milli bir hükümet ilan edilecek diye telaş edecektir. (İstiklal Harbimizin Esasları, s. 148) İstanbul'da Meclis açılınca, Heyet-i Temsiliye'nin yetkisi ve görevi kalmadığını savunur, (s.149-152, 171,175/dipnot) Her aşamada her şeyin kendisine bildirilmesini, danışılmasını ve sorulmasını ister.172 Paşanın yaklaşımı böyle. Ama 'Kurtuluş Savaşı'nı ben planladım' diyor!173 Karabekir, istiklal Harbimiz adlı kitabında, Sakarya Savaşı hakkında da bazı iddialar ileri sürmektedir. Cevabı daha önce verilmiş olanları geçerek, kalanları aktarıyorum. D "Sakarya Muharebesi'nin son günü, M.Kemal Paşa, muharebeyi kaybettiğine hükmederek, ricat emri vermiş ise de, Fevzi Paşa bunu, sabahki vaziyeti gördükten sonra kumandanlara tebliğini münasip görmüş. Halbuki 172) Feridun Kandemir, şöyle'yazıyor: "Kazım Karabekir Paşa, şu ana kadar hiçbir yerde tek satırı yayımlanmamış olan hatıralarında, bu konuya temas ederken aynen şöyle der: 'Benim maksat ve gayem, milletin kurtulması fikrinin muvaffak olmasından ibaretti. Bu kanaatle M.Kemal'i tutuyordum. Zira ben başa geçersem aynı kuvvetteki kanaatle beni tutacak kimseyi göremiyor-dum... Hiçbir mülahaza beni, M.Kemal'i baş tanımaktan men edemezdi. Beni, ilerde bu fedakârlığımın kıymeti bilinmez diye bu fikirden ve bu kanaatten çevirmek isteyenler olmuştur. Fakat umumi muvaffakiyetin nihayetine kadar, yani büyük zafere ulaşmamızdan sonraya kadar dümenin benim elimde olacağını, geminin başı batıda ise de kıçının da şarkta olduğunu, geminin başını çevirenin kıçı olduğunu... düşünürdüm.'" (M.Kemal Arkadaşları ve Karşısındakiler, s.88, Yakın Tarihimiz Y., istanbul, 1964) 1923 yılında da, Karabekir ve arkadaşları, Fevzi Çakmak aracılığı ile şu teklifte bulunacaklardır: "İşin başından beri hep beraberiz, zaferi beraber kazandık, bu devleti beraber kuruyoruz, hepimiz aynı derecede söz sahibi olmalıyız. Yeni devletin başında, daima birinci derecede yürütücü biz olacağız." (i. inönü, Hatıralar, 2.C., s.171-173; Asım Gündüz'ün açıklamasını da hatırlayınız.) (.inönü'nün anlattıklarından, bu görüşte bulunanların şu kimseler olduğu anlaşılıyor: K.Karabekir, A.F. Cebesoy, Refet Bele, Rauf Orbay. inönü, "Sonradan Fevzi Paşa, Atatürk etrafındaki hava içinde kaldı ve başkaca bir aykırı tavır göstermedi" diyor ve şöyle devam ediyor: "Devlet düzeninde, yapılacak işlere kimlerin, nasıl karar vereceği açıkça bellidir. Devletin bunun için teşkilatı vardır. Devlet Başkanlığı müessesesi var, hükümet var, Meclis var, parti var. Fakat bir fikri yürütmek için bir kısım arkadaşlar, dışarda birleşecekler, çoklukla bir karara varacaklar ve bunu yürütecekler!" (a.g.e., 2.C., s. 173) Kısacası, bütün kurum ve kuruluşların üstünde, bir vesayet kurulu bulunacak. Davul, M.Kemal'in ve yöneticilerin boynunda olacak, tokmak Karabekir ve arkadaşlarının. Bu istekleri gerçekleşmeyince, parti kurup muhalefete geçerler. 173) Karabekir'in, Kurtuluş Savaşı ile ilgili kitapların yanlış olduğunu iddia etmesi üzerine, Prof.Dr.Enver Ziya Karal'ın verdiği yazılı cevap için: Kazım Karabekir Anlatıyor, s.166-168. 629 sabahleyin düşmanın ricatı görülünce, zaferin bizde kalması bu suretle temin olunmuş." (s.934/2.dipnot) Kolordu Komutanlığı yapmış bir asker, nasıl böyle amatörce şeyler yazar? Sakarya Savaşı'nın aşamaları hakkında kabataslak bilgi edinmiş, tarafların durumunu az çok öğrenmiş bir 'başıbozuk' bile, Türk ve Yunan belgelerini incelememiş dahi olsa, bu satırları yazmaz! Türk ordusunun taarruz ettiği bir sırada ve Yunan ordusu parça parça geriye çekilirken, Başkomutan neden ricat (geri çekilme) emri versin? En ufak bir sebep bile yok. Basit birkaç gerçeği hatırlatayım: Yunan ordusu, 2 Eylül 1921'de Çal dağınının tamamını ele geçirir. Savaşın en kritik aşamasına girilir.174 Cephe Komutanlığı bazı birlikleri hızla, Çal dağının doğusundaki Haymana'ya kaydırarak oradaki cepheyi güçlendirir ve 3 Eylül için şu emri verir: "Ordu, bulunduğu mevzileri inatla savunacaktır." (35 sayılı cephe emri, TİH, 2/5, 2.Kitap, s.160) Türk ordusu, yeni mevziini inatla savunur ve Yunan ordusunu Haymana batısında durdurur.175 O gün Yunan 2. Kolordu Kurmay Başkanı Albay Gavalias, Başkomutan Papulas'a şu ilginç yazıyı yazar: "Daha düşmanın birinci müdafaa hattının zaptedilmesinden evvel, Yunan ordusu, mevcut kuvvetinin üçte birini kaybetti. Eğer ikinci ve hatta üçüncü bir müdafaa hattının zapte-dilmesine teşebbüs edilirse, ordunun kalan kısmı da zayi edilecek (yitirilecek) ve işin sonunda, Başkomutan yalnız başına Ankara'ya girecektir!" (Prens Andreu, Felakete Doğru, s.130-131) 4 Eylül: Papulas, hükümete başvurarak, ordunun durumunu aktarır ve geri çekilmek için emir bekler;176 Türk ordusu ise, taarruz hazırlıklarına başlar. 7 Eylül: Yunan ordusu, bazı birliklerini doğuya çekmeye başlar.177 10 Eylül: Türk taarruzu başlar, Yunan ordusu piyade ve süvari birlikleriyle kuzeyden ve güneyden zorlanır. 11 Eylül: Papulas, geri çekilme emrini verir. 174) General Stratigos, raporunda, "2 Eylülde Türklerin çekileceklerini sandıklarını fakat tekrar tutunduklarını ve bunun sebebini anlayamadıklarını" yazmaktadır. (B.N.Şimşir, Sakarya'dan izmir'e, s.224); Yunan Başkomutanı General Papulas'ın 4 Eylül günlü raporu.TİH, 2/5, 2.Kitap, s.489-492. 175) Başkomutan M.Kemal'in aldığı önlemler için: TİH, 2/5, 2.Kitap, s.161-162. 176) Yunan Genelkurmay Başkanı Dusmanıs şöyle yazıyor: "Anladım ki ordumuz çok zor bir durumdaydı.. Paniğe uğramış kurmayların, kaçmaktan başka herhangi bir karar vermeye iktidarları yoktu." (Küçük Asya Harbinin içyüzü, s.152, 156) 177) General Harington'un 7 Eylül raporu: "Bugün aldığım bilgilerden, Yunanlıların çekilmekte oldukları ve onları kovalamak için Türklerin hummalı hazırlık yaptıkları kesinlikle görülüyor... Türk başarısı burada hemen yankı yaratabileceğinden, her türlü ihtiyat tedbirini aldırıyorum." (B.N.Şİmşir, Sakarya'dan izmir'e, s.228) ingiliz Genelkurmayının, Yunan yenilgisinin sebepleri (s.231-232) ve Türk ordusunun durumu hakkındaki raporundan: "M.Kemal'in prestijinin büyük ölçüde yükseldiğine şüphe yoktur... M.Kemal öyle kuvvetli bir askeri durumdadır ki barış müzakerelerinin başlaması halinde, siyasi isteklerini yumuşatmasına hiçbir sebep yoktur... inisiyatif kesinlikle Türklere geçmiştir." (s.232-234) 630 12/13 Eylül gecesi: Yunan ordusu bütünüyle, Sakarya doğusuna çekilir. 13 Eylül: Sakarya Meydan Savaşı sona erer. (Yunan Askeri Tarihi, s.553-592; TİH, 2/5, 2.Kitap, s. 159-269) Geri çekilme emrini, bu gelişimin neresine sığdırabilirsiniz? Durum böyleyken, son günün gecesi, zafere bir adım kala, Başkomutan neden geri çekilme emri versin? Dedikodudan, tezvirden ve masaldan ne kadar hoşlanıyoruz. Sanırım, Türk siyasi hayatını çürüten de bu gibi zaaflarımız. G Karabekir, Büyük Taarruz için de, şöyle yazıyor: "26 Ağustosta başlayan Garp Cephesi taarruzu ve kazanılan parlak muvaffakiyetlerin haberlerini, Trabzon'da, büyük neşe içinde aldım." (İstiklal Harbimiz, s. 1091, 1096) Ama her sorunu çözen bu zaferi, bütünüyle övmek elinden gelmiyor ve küçültmek için aralara şu iddiaları sıkıştırıyor: D "Ordumuzun taarruza geçtiği 26 Ağustosta, Yunan ordusu Başkumandanı Hacı Anesti'nin, ordusunun başında bulunmayıp Atina'da, ordunun çekilmesi ve Anadolu'yu tahliye (boşaltılması) işleriyle meşgul olması, Yunanlıların bitkinliğini ve gafletini... gösterir." (a.g.e., s.1091178) a. Hacı Anesti, 26 Ağustosta Atina'da değil, İzmir'de, ordusunun başındadır. Görevden alınana kadar da ordunun başında kalacaktır. (Ordu 2.Kurmay Başkanı Albay Passari, Küçük Asya Ordusunun Çözülmesi ve Esareti, 1.C., s.69 vd.; Spyridonos, Harp ve Hürriyetler, s.240; Stratigos, Yunanistan Küçük Asya'da, s. 174; Dusmanis, Küçük Asya Harbinin İçyüzü, s.260)179 Yoksa niye kurşuna dizilecekti? b. Hacı Anesti'nin planı, Anadolu'nun boşaltılması değil, tam tersine, Anadolu'da tutunabilmek için cephenin daraltılmasıdır. (Yunan Askeri Tarihi, s.719) Sonra vaz geçecektir. (Passari, Küçük Asya Ordusunun Çözülmesi ve Esareti, 1.C., s.46-47) Batı Cephesi hakkındaki bilgisi bu kadar olan Karabekir, ayrıca şöyle de diyor: u "[Yunan ordusu] Her türlü taarruz kaabiliyeti tükenmiş, siyasi çekişmelerle müdafaa kudretini bile zayi etmiş bir ordu[ydu]." (a.g.e., s.1057) a. Yunan ordusunun, Sakarya Savaşı'ndan sonra taarruz kabiliyetinin kalmadığı doğrudur. (Yunan Askeri Tarihi, s.703) 178) Karabekir, bir başka yerde de, böyle dediğini unutup Hacı Anesti'nin izmir'de olduğunu yazıyor, (istiklal Harbimiz, s.1057/2.dipnot) 179) "Başkomutan Hacı Anesti... hükümet tarafından Atina'ya çağrılmıştı. Fakat [19 Ağustosta Türklerin] Ortanca'ya taarruzu, Başkomutanı izmir'de alakoydu. Çünkü orada hasıl olan durumun yeniden tanzim edilmesi ve düşmanın sonraki niyetlerinin neden ibaret olduğunu anlaması için mevcudiyeti şarttı." (Stratigos, Yunanistan Küçük Asyada, 2.C., s.177; ayrıca, Passari, Küçük Asya Ordusunun Çözülmesi ve Esareti, 1.C., s.51 vd.) 631 b. Ama siyasi çekişmeler yüzünden müdafaa kudretini bile kaybettiği, doğru değildir. Yenilgiye bahane arayan bazı Yunan yazarları, siyasi çekişmeleri abartarak, yenilgi sebeplerinden biri olarak sayarlar ama onlar bile başlıca sebep olarak göstermezler. (Mesela Spyridonos, a.g.e., s.230 vd.) Hemen hepsi, Hacı Anesti'nin, birçok hususu düzelttiğini, orduya çeki düzen verdiğini, orduyu ve tahkimatı çok iyi bulduğunu belirtmektedir. (Passari, a.g.e., 1.C., s.43; Spyridonos, a.g.e., s.220-221; Stratigos, a.g.e., s.152-153; Kanellopulos, a.g.e., 1.C., s.28)180 İngiltere'nin Atina ataşemiliteri Albay Nairne, 1922 yılında Yunan ordusu hakkında iki rapor hazırlamıştır. 24 Nisan 1922 günlü raporda şu bilgiler yer alıyor: "Anadolu'daki Yunan ordusunun morali yüksektir. Sakarya çekilmesinden sonra, moral epeyce düşmüştü ama sonraki sıkı çalışmalarla moral yeniden yükseltilmiştir." (Bilal N.Şimşir, Sakarya'dan İzmir'e, s.439) Albay Nairne, bir aylık bir incelemeden sonra, 13 Temmuz 1922'de ikinci bir rapor daha verir. Özet olarak aktarıyorum: 'Elbiseler, çizmeler, 1919 ve 1920 yıllarına bakarak, çok daha iyi. Askerler iyi besleniyorlar. Tayınları yeterli. Haftada üç veya dört defa et yemeği veriliyor. Bütün askerlerin örtüleri, barınakları var. Her zamankinden daha iyi talim görmüşler. İstihkâmlar çok iyi ıslah edilmiş. Organize eğlenceler düzenleniyor. Cephedeki Yunan askerlerinin morali, her zamankinden daha iyi. Askeri ve manevi bakımdan Türklere üstünler. Türk hücumlarını pek aktif bir savunma ile karşılayacaklar. Başarı kazanacaklarına tam güvenleri var." (a.g.e., s.447; ayrıca M.L.Smith, Anadolu Üzerindeki Göz, s.300 vd.) Atina'daki İngiliz Elçisi Lindley, bu rapora şu notu eklemiştir: "Yunan ordusu, hiçbir zaman bu kadar sıhhatli ve bu kadar müessir (etkili) olmamıştır." (B.N.Şimşir, Sakarya'dan İzmir'e, s.448)181 D Karabekir, gerçeklere aykırı iddialar ileri sürmekle kalmıyor, Türk taarruz planını da, herkesin düşünebileceği, alelade bir plan olarak göstermeye çabalıyor. Doğu Cephesinde kurmaylık kursu gören subaylar, aynı planı hemen yapıvermişler, (istiklal Harbimiz, s. 1057) Türk Genelkurmayının Şad Planı adını verdiği taarruz planı, Ekim 1921 ile Temmuz 1922 yılı içinde, Cephe karargâhı, Genelkurmay ve Başkomutanlık tarafından, aşama aşama geliştirilmiş, üzerinde çok tartışılmış, uygulaması zor, riski çok ama kesin sonuca yönelik, bütün usta işi eserler gibi sade bir plandır.182 Harita okumasını ve Yunan birliklerinin yerleşimini bilen bir stajyer kurmay subay 180) Bazı yazarlar gibi Prof.Jeschke de, Hacı Anesti'nin, Büyük Taarruz başlamadan önce, istanbul üstüne yürümek hevesiyle, Anadolu'dan iki tümen çektiğini ileri sürüyor. (K.S.IIgili İngiliz Belgeleri, s.94) Doğru değildir. Trakya'ya, üç alay ve bir tabur, başka deyişle, bir tümen eşdeğerinde bir kuvvet geçirilmiştir. (Yunan Askeri Tarihi, s.679) 181) Yunan cephesini dolaşan, Christian Sience Monitör gazetesinin ABD'Iİ muhabiri Dr. Gibbons şunları yazmaktadır: "Yunanlıların askeri durumu pek parlak görünüyor. Kuvvetli bir cephe tutuyorlar. Ulaştırma hatları fevkalade. Moral umulanın çok üstünde." (30 Mayıs 1922, Sakarya'dan izmir'e, s.441) 182) Planın oluşturulması ve ayrıntıları için: TI'H,2/6, 1.kitap, s.49-65, 101- 113, 199-234, 311. 632 da bu çözümü bulabilir. Ama Karabekir'in sözünü etmediği bir husus var: Bu planın başarılı sonuç vermesi, düşmanın karşı hareketini önleyecek önlemlerin alınmasına ve taarruzun, stratejik ve taktik bir baskın tarzında yapılmasına bağlıdır. Aksi takdirde, bir Yunan yan taarruzu karşısında, ordunun elden çıkması işten bile değildir. Nitekim 2.Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa gibi Karabekir'i de yetiştirmiş olan ünlü bir strateji hocası bile, bu planı çok tehlikeli ve uygulanamaz bulacak, 20 Ağustosa kadar şiddetle karşı çıkacaktır.183 Çünkü baskını gerçekleştirebilmek için üç piyade ve bir süvari kolordusunun (yaklaşık yüz bin kişi, binlerce at, araba, yüzlerce top vb.), düşmana hiç sezdirilmeden, kuzeyden güneye, doğudan batıya kaydırılması gerekmektedir. Bunun ne kadar riskli ve zor bir iş olduğunu, Karabe-kir bilmez mi? Ama bundan hiç söz etmiyor. Büyük Taarruz, işte bu riskli ve zor işin başarılmasıyla gerçekleştirilmiştir.184 Asıl taarruz bölgesi (Akarçay-Ciğiltepe: 40 km.) ile yarma kesimi de (Kalecik Sivrisi-Tınaztepe: 13 km.), Yunanlılarca bir yıldan beri berkitiliyordu.185 Bu başarılı ve gizli kaydırma gerçekleştirilerek, asıl taarruz bölgesinde 3, yarma kesiminde 6 misli kuvvet toplanması başarılacaktır.186 Bu sayede, Yunanlıların bir yıldan beri berkittikleri ve şiddetle korumaya çalıştıkları bu savunma hatları, bir buçuk günde yarılır ve Yunan ordusu dörde bölünür. Türklerin, Afyon güneyinden taarruz edebileceğini, ihtimallerden biri olarak, Yunanlılar da düşünmüş ve gerekli savunma planını hazırlamışlardır.187 Demek ki Türk taarruzunun yerini kestirmek marifet değil. Önemli olan, bu tehlikeli planın sorumluluğunu üstlenmek ve uygulamaktır. M.Kemal, 'tarihe ve millete karşı1 sorumluluğu üzerine almış, Batı Cephesi ve Ordu karargâhları da aksaksız uygulamışlardır. 183) C.Erikan, Komutan Atatürk, s.794; f.inönü.Hatıralar, 1.C., s.279-285; TİH, 2/6,1.Kitap, s.55-67, 201-205, 233-234; F.Altay, On Yıl Savaş, s.329; F.Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, s.419-423; Asım Gündüz, HTM 1974/8; BTTD, Kurtuluş Savaşı özel sayısı, s.81-87 vb... 184) Düşmanı ve dünya kamuoyunu uyandırmamak ve yanıltmak için birçok önlem alınmıştır. Yunan askeri tarihinin de belirttiği ikisini, aktarayım: "[Güneye kaydırılan Türk] Kolordularının telsizleri, eski yerlerinden normal yayınlarını yaparak, Yunan liderliğini yanıltıyorlardı.. Türkler, 24 Ağustosa kadar 28 kere, Yunan cephesini yanıltıcı hücumlar yaptılar." (Yunan Askeri Tarihi, s.711, 721) 185) TİH, 2/6, 2.Kitap, s.17-18; Lord Kinross şöyle yazıyor: "Burası çok iyi tahkim edilmiş bir mevzi idi, öyle ki İngiliz mühendisleri, zaptedilebileceğine inanmıyor ve burayı bir çeşit Verdun olarak olarak görüyorlardı." (Atatürk, s.475) Yunan ordusu, Türk ordusundan 22.922 insan, 1.114 Hf.Mt., 441 Ağ.Mt., 127 top, 40 uçak, 3.838 kamyon, 1.743 oto ve ambulans daha üstündür. (TİH, 2/6, 2.Kitap, s.16) Türk ordusunun ancak yarısı asker kılığındadır (C.Erikan, Komutan Atatürk, s.786) ve ismet Paşa, 16 Ağustosta bile Ankara'dan çarık isteyecektir. (TİH, 2/6, 2.Kitap, s.24) Böylesine donatmışız bir ordunun, daha fazla insanı, silahı ve aracı olan savunmadaki bir orduyu, neredeyse bütünüyle imha etmesi, örneği pek az görülmüş bir olaydır. 186) C.Erikan, Komutan Atatürk, s.795. 187) Passari, bu konudaki değerlendirmeleri ve her ihtimale göre hazırlanmış olan bütün savunma planlarının ayrıntılarını açıklamaktadır, Küçük Asya Ordusunun Çözülmesi ve Esareti, 1.C., s.20-42; Spyridonos, Harp ve Hürriyetler, s.212. "Bu plan, ordu kurmaylarına ve Komutanlarına büyük güven veriyordu." (Yunan Askeri Tarihi, s.699) 633 Oysa Karabekir Yunan ordusunun Başkömutansız ve bitik olduğunu, Yunanların zaten Anadolu'yu boşaltmaya hazırlandıklarını, siyasi çekişmeler yüzünden savunma kudretini bile kaybetmiş durumda bulunduğunu, taarruz planının da öyle olağanüstü bir yanı olmadığını iddia ediyordu. Ama hiçbiri doğru çıkmadı! Türlü türlü evirip çevirmeler, saptırıp çarpıtmalar, övünmeler, bando-mızıka eşliğinde anlatılan masallar ile Karabekir demek istiyor ki: En büyük benim, benden başka büyük yok! Bunu iddia etmek zor değil. Herkes söyleyebilir. Zor olan, bunu tarihe kabul ettirebilmektir. * 6-3-3-3. Bir Karabekir masalı Karabekir'in son bir iddiası daha var. Bu iddia, çağı hiç incelememiş magazin tarihçileri ile M.Kemal muhalifleri tarafından, ısıtılıp ısıtılıp sofraya getirilmektedir. Birçok yerde az çok değiştirilerek yayımlandı. Ben son olarak, 12-18 Mart 1995 tarihli Nokta dergisinde yayımlanmış olan versiyonunu ele alacağım. Bülent İsmen imzası ile 24-27.sayfalarda yayımlanan yazının başlığı şöyle: 'Kurtuluş Savaşı Yıllarının Gizlenen Din Tartışmaları' ve kan kırmızı bir alt başlık: 'Müslüman mı kalalım, Hıristiyan mı olalım?' Yazı, başlığından başlamak üzere birçok çelişki ve yanlışla dolu. Yazar, iddiayı aktarmadan önce, kaynağını açıklamadığı birtakım bilgileri, birbirlerine karıştırarak, kronoloji yanlışları ve eklentiler yaparak sıralıyor. İçice geçmiş birkaç yanlışına değineyim, gerisini kestirebilirsiniz. M.Kemal'in Sovyetlerle ilişki kurmaya çalıştığını ve Baku'da toplanan Doğu Halkları Kongresi'ne heyet gönderdiğini yazdıktan sonra, şöyle diyor: D "Oysa tam o dönemde, M.Kemal'in bir başka önemli çabası daha vardı ve bu çok gizli yürütülüyordu. Hayalindeki genç Türkiye Cumhuriyetine dünyada saygın bir yer arayan M.Kemal'in kafasında, yeni bir İslam Birliği kurmak vardı. M.Kemal'in planı, bir taraftan halifeliğin kaldırılmasının doğurduğu memnuniyetsizliği kademe kademe gidermeye çalışmak ve diğer taraftan kendi siyasi durumunu garantiye almayı öngörüyordu." Yazar 'tam o sırada' diyor ama Doğu Halkları Kongresi, 1920 Eylülünde toplanmıştı, halifelik ise 1924 Martında kaldırılmıştır. Arada üç buçuk yıl var. Halifeliğin kaldırılmasından sonra, bir İslam Birliği kurmak gibi bir girişim ise, hiç söz konusu olmamıştır. M.Kemal'in bu yolla kendi siyasi durumunu garantiye almayı öngördüğü iddiası ise, genç yazarın entelce bir fantezisi. Yazar, masalını şöyle sürdürüyor: "İktisat Vekili Y.Kemal Tengirşenk başkanlığında ve Maarif Vekili Dr Rıza Nur, Azerbeycan'daki Kemalist temsilci Mem-duh Şevket, askeri danışman [Doğrusu ataşemi/iter] Saffet Bey ile Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi Alı Fnat Beyden [Doğrusu paşa] oluşan bir Türk heyeti, İran, Sovyet Rusya, Azerbeyct n, Kuzey Kafkasya, Dağıstan, Hive, Buhara, Tür634 kistan Cumhuriyeti ve Türkiye arasında, bir İslam devletleri ittifakı oluşturmak., amacıyla dolaşıyordu." İsmen, bu hayalî kurulu, Sovyet Rusya ve Azerbeycan hariç, hiçbirinin hiçbir zaman gitmediği yerlerde dolaştırıyor ve şöyle devam ediyor: D "Oysa tam o dönemde, İslamiyet için ortaya atılan değişik fikirler de vardı. Avrupa'da yer almak, yeni dünyanın bir ferdi olmak isteyenler, Avrupalı gibi muamele görmek için Müslümanlıktan ayrılarak, Hıristiyanlığa geçmeyi zorunlu görüyordu. [Az sonra bunların kim olduğunu açıklayacak!] M.Kemal ise bu tür tartışmalarda genellikle sessiz kalıyordu. [Demek ki sessiz kalmadığı tartışmalar da var! Ama yazar, nedense onları açıklamıyor!] M.Kemal'in düşüncelerini İsmet Paşa dile getirirken, karşıt fikirler de İslamiyet konusundaki tutuculuğuyla bilinen Kazım Karabekir'den çıkıyordu. [İsmet Paşanın dile getirdiği bu konudaki düşünceler ne ola ki? Yazar, kaynak gösterse de okuyup bilgilensek] Bu ilginç tartışmalar, uzun zaman devam etti. [Bu tartışmaların başladığı ve uzun zaman devam ettiğine ilişkin hiçbir belge, kaynak bulamadım. Yazar, dayanaklarını açıklamak lüt-funda bulunmaz mı acaba?] 18 Temmuz 1923'te, Teşkilat-ı Esasiye (anayasa) hazırlıkları sırasında, M.Kemal tarafından ayrı heyet, Ankara garındaki taş binada bir araya getirildi. [Böylece sözü, Karabekir'in iddiasına getiriyor. Soyadlarını ekleyerek aktarıyorum:] D "Başkanlığını M.Kemal'in yaptığı toplantıda, İsmet Bey (İnönü), Dahiliye Vekili Fethi Bey (Okyar), İktisat Vekili Tevfik Rüştü Bey (Araş), Nafıa Vekili Fevzi Bey (Pirinçcioğlu), Maliye Vekili Hasan Bey (H.Fehmi Ataç herhalde), Ziraat Vekili Sabri Bey (Toprak), Matbuat Umum Müdürü Ağa-oğlu Ahmet Bey, mebuslardan Ziya Gökalp Bey, İhsan Bey, Sivas mebusu Rasim Bey (Basara) bulunuyordu. Erzincan mebusu Rafet Bey ise, kâtiplik yapıyordu. (Bir başka versiyonda bu ad, Saffet olarak geçiyor. A.Dilipak, Bir Başka Açıdan Kemalizm, s.242) İlk sözü alan İktisat Vekili Tevfik Rüştü Bey,.Teşkilat-ı Esasiye'de dinimizin açıkça yazılması gerektiğini belirten bir konuşma yaptı ve kimseden korkusu olmadığını söyledi. Tevfik Rüştü Bey bunları neden söylemişti? Onu daha çok hatıcı olarak tanıyanlar, sözlerinin anlamını çözmeye çalışıyorlardı. Ancak, aynı zamanda kurt bir politikacı (!) olduğunu da süreç içinde ispat eden Kazım Karabekir, bir şeyler sezinledi. Söz alarak, Teşkilat-ı Esasiye'de, dinimizin İslam olduğu yazılıdır.188 Tevfik Rüştü Bey, hangi kanaatinizi haykı188) "Türkiye devletinin dini, din-i İslamdır" ibaresi, 1920 anayasasında yoktur; 29 Ekim 1923'te kabul edilecek ve anayasaya 2.madde olarak girecektir. (Türk Parlamento Tarihi, l.Dönem, 1.C., s.184-186; 2.Donem ZC, 3.C., s.96-97) Oysa olay, Karabekir'e göre, 18 Temmuz 1923'te geçiyor. Bülent ismen, Karabekir'i, üç buçuk ay sonra anayasaya girecek olan fıkraya göre konuşturuyor. Karabekir'in anılarında böyle bir cümle yok, ismen eklemiş. 635 rıyorsunuz ve Teşkilat-ı Esasiye'ye hangi dini yazdıracaksınız, Hıristiyanlığı mı?' [dedi.] Toplantıya katılan mebuslar ve vekillerden tek bir ses çıkmadı. Buz gibi bir hava toplantının üstüne kâbus gibi çökmüştü. Acaba M.Kemal'in amacı neydi? Gözler ona çevrildi. M.Kemal, konuşmaları yalnızca dinleyeceğini belirten bir yüz ifadesi takınmıştı. Birkaç saniye süren bu sessizliği yine İktisat Vekili Tevfik Rüştü Bey bozdu. Düşüncelerinde çok kararlı olduğu belliydi. Yüksek sesle, 'Evet, Hıristiyanlığı yazalım diyorum. Çünkü İslamiyet terakkiye (gelişmeye) manidir (engeldir). Bu din ile yürünmez, mahvoluruz. Ve kimse de bize ehemmiyet vermez.' Tevfik Rüştü Beyin bu derece açık ve net biçimde Hıristiyanlığı savunması, Kazım Karabekir'i çok şaşırtmıştı. Türklerin yüzyıllar önce benimsediği bir dinden vaz geçmesi nasıl savunulabilirdi? Bu nasıl bir anlayıştı, doğrusu aklı almıyordu. O da M.Kemal'e çevirdi gözlerini. Ondan bir konuşma bekliyor ve tüm bu saçma konuşmalara bir son vermesini istiyordu. Ama M.Kemal, başından beri takındığı tavrı değiştirmeye hiç niyetli görünmüyordu. Zaten o, dolaylı yoldan görüşlerini dile getirmek istediğinde, İsmet Bey (İnönü) devreye girer ve konuşurdu. [Bütün bunlar, İşmen'in süslemeleri. Karabekir'de böyle ifadeler bulunmuyor!] Karabekir anladı ki Tevfik Rüştü Beyle iyice kapışması gerekecekti. 'İslamiyetin terakkiye mani olduğu, Avrupalıların uydurmasıdır!' diye, yüksek sesle çıkıştı. Karabekir'e göre Batı, askeri ve kültürel yönden yok edemediği Türkiye'yi, dinini değiştirerek yok etmek istiyordu. Bunun üzerine Nafıa Vekili Fevzi Bey (Pirinçcioğlu) atıldı: 'Evet Karabekir, Türkler İslamlığı kabul ettikleri için böyle kaldılar. Ve İslam kaldıkça da bu halde kalmaya mahkûmdurlar. Bunun için İslam kalmayacağız.' Kazım Karabekir'in savunmada kaldığı bu toplantıda, giderek karşı fikirler ortaya atılıyor ve toplantı son derece elektrikli havaya bürünüyordu. Ancak şu bir gerçekti. Türkiye'nin Hıristiyan olmasını isteyenlerle Müslüman kalmasını isteyenler arasındaki mücadelede, taraflar başabaştı ve fikir mücadelesinden kimse galip gelemiyordu. [Bunlar da İşmen'in eklemeleri; Karabekir'de bu ifadeler yok!] Havanın daha da gerginleşmesi ve konuşmalardan bir sonuç alınamaması üzerine, M.Kemal ilk kez konuşuyor ve 'müzakereler çok hararetlendi, burada kesiyorum' diyerek, toplantıyı erteliyordu." Bu acaip yazının kaynağı, Karabekir'in son anılarıdır.189 Ama Bülent İsmen, Karabekir'in anlattıklarını değiştirmiş, M.Esat Beyi çıkartmış, allayıp pulla189) K. Karabekir Anlatıyor, s.86-88, 95; Paşaların Kavgası, s.145-148, 157, 162-163. Karabekir, Fethi Okyar ve M.Esat Bozkurt 'un da, Tevfik Rüştü Araş doğrultusunda konuştuklarını iddia etmektedir. Bülent ismen bu iki kişiyi es geçmiş. Buna karşılık, Karabekir hiç sözünü etmediği halde, zavallı Fevzi Beyi eklemiş. ->• mış ve özellikle M.Kemal'i vurgulayarak aktarmış. Anlattıkları doğruymuş gibi yazısının sonunda da şöyle diyor: D "Evet, M.Kemal'in yıllar boyu, kâh gizli gizli, kâh açıkça yaptığı çalışmalar, onun amacına ulaşmasını sağlayamadı." Bu maksatlı ve uyduruk iddianın içeriğine değinmeyeceğim bile. Çünkü baştan aşağı insafsız, kaba bir masal. Masal olduğunu anlamak için olayın geçtiği tarihi hatırlamak yeter: 18 Temmuz 1923! 1. a. Bu tarihte, İsmet Paşa Lozan'dadır. Andlaşma, altı gün sonra, 24 Temmuz 1923 günü imza edilecek. b. O tarihte Ziraat Vekaleti de yok. İlk defa 5.3.1924'te kurulacak. (Devlet Teşkilatı Rehberi, s.399, TODEİ Y., Ankara,1986) Sabri Toprak o tarihte milletvekili de değil. İlk olarak İkinci Meclis'e katılacak ve 3 Mart 1925 ile 1 Kasım 1927 arasında Ziraat Vekilliği yapacak. (Türk Parlamento Tarihi, II.Dönem, 3.C., s.681) c. l. ve II. Dönem milletvekilleri arasında, Rafet adında biri bulunmamaktadır. d. Ziya Gökalp de o tarihte milletvekili değil. II.Dönemde milletvekili seçilir ve mazbatası 13 Ağustos 1923'te onaylanır. e. 18 Temmuz 1923 tarihinde İktisat Vekili, Tevfik Rüştü Araş değil, M.Esat Bozkurt. (Türk Parlamento tarihi, I.Dönem, 1.C., s.831) f. Tevfik Rüştü Araş da, o tarihte Sıhhiye Vekili, (a.g.e., s.832) g. 15 Temmuz 1923'te, birinci Heyet-i İlmiye toplanmıştır. Olağanüstü yüklü bir gündemi vardır. Görüşmeler 15 Ağustosa kadar sürecektir. Matbuat Umum Müdürü Ahmet Ağaoğlu ile Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Encümeni Başkanı Ziya Gökalp de bu heyetin üyeleridir, genel kurul ve komisyon görüşmelere katılmaktadırlar.190 Ahmet Ağaoğlu ile Bari doğru dürüst aktarsaydı şu masalı. • Söz konusu kişilerin hayatları ortada, anıları, kitapları elde, yaptıkları belgelerde, çoğunun ailesi yaşıyor^ Bu insanların, Türkleri Hıristiyan yapmak gibi imkânsız, aptalca bir hevese kapılabileceğini düşünmek bile günahtır. Fethi Okyar'ın anıları: Üç Devirde Bir Adam; güncesi: Hayat Tarih mecmuası, 1073/1. ve 2. sayılar; Türk Kültürü dergisi, 82.sayı. T.Rüştü Aras'ın görüşleri: Görüşlerim, 2 cilt, istanbul, 1945, 1968. M.Esat Bozkurt, Atatürk ihtilali, Altın Kitaplar, istanbul, 2.baskı, 1967. • M.Esat'ın hayatını yazan Cihan Yamakoğlu şöyle diyor: "[Laiklik yanlısı] M.Esat Bey ve ötekilerin, kesin bir Allah inançları vardır. Aile hayatlarında uygulanan Islami yaşayış ve davranışa karşı çıkmadıkları gibi teşvikçi ve yardımcı olmuşlardır. Mesela ülkemizde laik eğitim başlatılıp din dersleri kaldırılınca, M.Esat Bey, üç çocuğuna Büyükada imamına, evinde din dersleri öğrettirmiştir. Hanımı Feheda Hanım ise... evinde Kur'an okuturdu. Bütün bunlar, M.Esat Beyin bilgisi altında yapılırdı. F.Nafiz Camlıbel, onun için 'kafasıyla garplı, kalbiyle şarklı idi' der." (M.Esat Bozkurt, s.42) Karabekir, bu insanların Hıristiyanlığı savunduklarını iddia ediyor. Allah şaşırtmasın! 190) Heyetin üyeleri, gündemi ve çalışma usulleri için: Hasan Ali Yücel, Türkiye'de Orta Öğretim, s.20-21. 637 Ziya Gökalp, bu toplantıda ne arıyorlar? Yoksa bu hazretler, aynı anda iki yerde birden bulunabilecek yetideler mi? Birçok yanlış arasında, birkaç da doğru. Eh, çalışmayan bir saat bile, günde iki defa doğruyu gösterir! 2. Bu iki gün, Milli Mücadele'nin belki de en heyecanlı günleri. Çünkü Mili Mücadele'nin finali yaşanıyor. İsmet Paşadan, görüşmelerin tamamlandığını ve işin imzaya kaldığını bildiren telgraf gelmiş, dört yıllık mücadele noktalanmış.'91 Lozan Kurulu andlaşmayı imza için yetkilendirilmeyi bekliyor, hükümet ise ağırdan alıyor.192 Sabrı tükenen İsmet Paşa, 18 Temmuz 1923 günü, M.Kemal'e, hükümetin tavrından şikâyet eden sert bir telgraf çeker. (Lozan Telgrafları, 2.C., s.582-584) İsmet Paşa ile Rauf Bey arasında, Lozan görüşmelerinin ikinci dönemi boyunca sürüp gitmiş ciddi bir gerginlik vardır.193 M.Kemal sık sık araya girmek zorunda kalmıştır. Yine araya girer, Rauf Bey ve hükümet üyeleri ile görüştükten sonra, 19 Temmuz günü İsmet Paşaya andlaşmanm imzalanmasının uygun görüldüğf'niı bildirir, (a.g.e., s.584)194 İşte Karabekir'e ve onun iddiasını sürdürenlere göre, tam da bu sırada, işin son günü, sonuca bir adım kala M.Kemal, Lozan'ı mozanı bir yana koymuş, İsmet Paşa ve Rauf Beyi kendi hallerine bırakmış, dört beş Bakan ve birkaç milletvekili adayı ile oturmuş, geniş geniş din sorununu görüşüyormuş. Akla sığar mı bu? Yazana da, inanana da gülerler. 3. Karabekir, bu toplantının, anayasada yapılacak değişikliklerle ilgili oldU' ğunu ileri sürüyor.195 Oysa, anayasada ilk değişiklik hazırlığı, Cumhuriyetin ilanından (29 Ekim 1923) bir gün önce yapılacak, 196-29 Ekim günü TBMM'nde görüşülüp kabul edilecektir. (2.Devre ZC, 3.C., s.89-99) Yani Karabekir'in ileri sürdüğü tarihten üç buçuk ay sonra. 4. Kırk yıllık Müslüman T.Rüştü Araş ve arkadaşları, Hıristiyanlığı ne bilirler? Madem bu kadar ısrarlılardı, sonra neden Hıristiyan olmadılar? Velhasıl hangi yandan baksanız ayıp, yanlış, gerçeğe aykırı ve akla ziyan bir masal.197 5. M.Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali adlı kitabında, bu olayın aslını anlatmaktadır.198 Toplantının, 1924 Anayasası hazırlığı ile ilgili olduğu, tartışılan konunun da, Karabekir'in yansıtmaya çalıştığı gibi Müslümanlık ya da Hıristiyanlık değil, laiklik olduğu anlaşılmaktadır. M.E.Bozkurt diyor ki: 191) B.N.Şİmşir, Lozan Telgrafları, 2.C., s.581. 192) İ.İnönü, Hatıralar, 2.C., s.144, 148; Rauf Orbay, Hatıraları, Yakın Tarihimiz, 4.C., s.83; K.Özalp, Atatürk'ten Anılar, s.22; Nutuk, 2.C., s.256- 259. 193) Rauf Orbay, Hatıraları, Yakın Tarihimiz, 4.C., s.53-55. 194) Telgraftan bir cümle: "Hiç kimsede tereddüt yoktur." 195) Kazım Karabekir Anlatıyor, s 85; Paşaların Kavgası, s.145. 196) K.Özalp, Atatürk'ten Anılar, s.26-27, Türk Parlamento Tarihi, II.Dönem, 1.C., s.195 vd. 197) A.Dılipak ise, bu masalı, Bir Başka Açıdan Kemalizm adındaki kitabında, "Cafer Tayyar Paşanın Hatıratı" olarak sunuyor! (s.242-244) Aşağıda, içeriğini de iyice değiştirdiğini göreceğiz. 198) s.341-343. 638 "Hiç unutmam, ikinci Teşkilat-ı Esasiye projesi, vekillerden ve milletvekillerinden kurulu özel bir kurum (komisyon) tarafından, Atatürk'ün başkanlığında, Ankara istasyonundaki Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü binasında konuşulurken, din ile ilgili maddelerin projeden çıkarılmasını ben teklif etmiştim. Dinle devlet işlerinin birbirine karışması, Türk milletinin felaket sebebi olduğunu ileri sürmüştüm. Yalnız bizim değil, Roma devletinin yıkılış sebebinin Hıristiyanlık olduğunu iddia etmiştim. Karabekir, fikrime asabiyetle hücum etti. Bay Fethi Okyar, 'Canım, böyle şeyleri karıştırmayalım, biz ihtilalci miyiz, devlet idarecileri miyiz?' diyerek, meseleyi kapatmak istedi. Atatürk, 'zamanı gelir' deyince, [dinle ilgili] maddeler, projede bırakıldı... Nihayet... Türkiye Cumhuriyeti laik cumhuriyet oldu. Yani insanlarca kutsal olan din, hükümdarların yahut herhangi bir şefin elinde, oyuncak olmaktan kurtarılarak, el değmeyen ve ebedi olan vicdanlara mal edildi. Din, ancak vicdanlar içinde emin ve masundur."199 Olay bu ve bu kadar basit. Ama bir kahraman, alaturka siyasete bulaşıp sonra da devre dışı kalınca, neler icat edip yazabiliyor ve bir genç yazar, bu masalı nasıl da süsleyip püsleyip yeniden pazara sürebiliyor.200 199) Karabekir, Bozkurt'un ifadesini kabul etmiyor, diyor ki: "Mahmut Esat Bey, 'hiç unutmarn' dediğine göre, notlarını günü gününe tutmadığı, sonradan aklına geleni yazdığı anlaşılıyor. Tevfik Rüştü Beyden bahsetmediği gibi Fethi Okyar ve Atatürk'e de söylemediklerini söyletmişler." (Paşaların Kavgası, s.148/dipnot) Karabekir'in 'günü gününe tuttuğunu1 ileri sürdüğü notlarını da gördük! Biri bile doğru değildi. Ama anılarında bu son iddiasını, ısrarla geliştirip sürdürüyor. Şu farkla ki bundan sonraki sahneler ve aktardığı konuşmalar, hep iki kişi arasında ve yalnızlarken geçmektedir. Ne tanık var, ne belge, ne gerçeklerle uygunluk, ne gelişimle tutarlılık. 200) Bu masalın A.Dilipak versiyonu da şöyle: "CHP iktidarı, Hıristiyanlığın resmi din olarak kabulü için ciddi çalışmalar yapıyordu. (!) K.Karabekir Paşa bu görüşü karşı çıkarak, şöyle demişti: 'İslamiyetin terakkiye mani olduğu, Avrupalıların uydurmasıdır. Bu meseleyi istediğiniz kadar münakaşa edebilirsiniz. Fakat münakaşaya tahammülü olmayan bir mesele varsa, din değiştirmek gayretidir.'" Dilipak, Türk Edebiyatı dergisinin 1988/ Mart sayısına dayandığını belirterek, şöyle devam ediyor: "Bir başka hatıra da şöyle. (!) 18 Temmuz 1923'te, Meclis'te, yeni bir Teşkilatı Esasi (anayasa) yapılması konusu tartışılmaktadır. Tevfik Rüştü Bey, Teşkilatı Esaside dinimiz apaçık yazılmalıdır' diye konuşmaktadır. Bundan sonrasını K.Karabekir'den dinleyelim: 'Ben söz aldım ve sordum: Teşkilat-ı Esasiyede dinimizin islam olduğu yazılıdır. Tevfik Rüştü Bey, hangi kanaati haykıracaksın ve Teşkilat-ı Esasiye'ye hangi dini yazdıracaksın, Hıristiyanlığı mı?' Bu sırada M.Esat Bey söz aldı ve sertçe cevap verdi: 'Evet, Hıristiyanlığı! Çünkü islam terakkiye manidir. Bu dinle yürümez. Ve de kimse bize ehemmiyet vermez.' K.Karabekir'in cevabı üzerine bu kez de Fethi Bey söz alarak, 'Evet Karabekir, Türkler islamlığı kabul ettiklerinden böyle kaldılar. Ve islam kaldıkça da, bu halde kalmaya mahkûmdurlar. Bunun için islam kalmayacağız' dedi. Bunun üzerine K.Karabekir... vs." (CG Yol, s.329-330) Tek anı ikiye bölünmüş, konu henüz toplanmamış olan Meclise taşınmış ve var olmayan Mecliste, henüz söz konusu bile olmayan anayasa görüşmelerine aktarılmış. Sanki bir halk hikâyesi, her meddah bir başka biçimde anlatıyor. Bu ayıp masalın birkaç versiyonu daha var. 639 * 6-3-3-4. Karabekir'in yakın tarihe meraklı damadı Karabekir'in damadı Prof.Faruk Özerengin, kayınpederinin anısına saygı ile bağlı, her kelimesini ciddiye alan ve doğru kabul eden, yüksek mühendis bir bilim adamı. Teklif adlı derginin verdiği bilgiye göre, 1942 yılından beri de özellikle yakın tarihimiz hakkında araştırmalar yapıyor ve Kazım K^nbekir'in eserlerinin neşri ile uğraşıyormuş. (1987/6.sayı) Özerengin, Uğur Mumcu ile İsmet Bozdağ'ın, 1990 ve 1991 yıllarında bütününü yayımladıkları anıların, özellikle M.Kemal aleyhindeki bazı parçalarını, daha önce de bazı gazetelere vermiştir. 1987 yılında, Teklif dergisi muhabiri Abdullah Yılmaz, kendisi ile uzun bir röportaj yapar, Özerengin de, 25 yıldır araştırdığı yakın tarihimiz hakkında geniş bilgi verir ve yine Karabekir'in son anılarından bazı parçaları açıklar.201 Şimdi, paşa masalları dinleyerek yetişmiş olan bu 25 yıllık araştırmacı, bilim adamı ve damadın, yakın tarihimiz hakkında verdiği bilgilerden bazılarını aktarıyorum. Hepsini aktaramadığım için üzgünüm. Oysa Özerengin'in hukuk, siyaset-bilimi, tarih ve askerlik hakkındaki harika görüşlerini okuyarak, daha uzun bir süre hoşça vakit geçirebilirdiniz. Diyor ki: a "M.Kemal Paşa, bütün iktidarı avucunda toplayabilmek, padişahlığı atmak, kendisi, hem Büyük Millet Meclisi Reisi, hem [Cumhur] başkanı, hem Halife olmak suretiyle, bütün gücü elinde toplama hareketine girişmiştir." Hemen, 'bu üç makam bir araya gelmez ki!' diye itiraz etmeyin! Özerengin, daha işin başında. Asıl inciler yolda. D "Daha sonra birden fikirler değişti. Bu sefer de laisizm ve aşırı din düşmanlığı (!) şeklinde bir cereyan Ankara'da doğdu." Doğdu da ne oldu, a hocam? Camiler mi kapatıldı, namaz kılmak, oruç tutmak, fitre ve zekat vermek, kurban kesmek, mevlit okutmak, dini bayramları kutlamak, dini yayın yapmak ve okumak, Müslüman olmak mı yasaklandı? Dinimizi çağın gereklerine göre yorumlamak, yani içtihat kapısını aralamak istek ve umuduyla bazı görüşmeler yapılmış ama yazık ki sürdürülmemiştir. Bu ihtiyaç bugün de geçerli.202 201) H.H.Ceylan, Devlet/Din ilişkileri adlı kitabının 1.cildinde, bu röportajın tamamına yer vermiştir. (s.407-427) Röportajı şöyle sunuyor: "Söz konusu röportaj, dönemin tüm haksızlıklarına ışık tutar mahiyettedir. Tabii, konuşan ve tarihi değerlendiren kişinin, Karabekir'in... damadı olması, konuşmayı 'tarihî' kılan hususlardan bîri yapmıştır." (s.407) Röportajı okuyunca, ne kadar 'tarihî' olduğunu anlayacaksınız. 202) "Yedi yüz yıllık eserlerle bu dinin hâlâ İhtiyacatını kabil mi telafi? Asla! Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı." (M.Akif Ersoy, Safahat, s.348) 640 D Özerengin, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucularından Cafer Tayyar Paşanın düşüncelerini de aktarıyor. Cafer Tayyar Paşa, özetle diyormuş ki: 'Biz., devlet kapitalizmini değil, Amerikan liberalizmini esas almıştık. Onda da dine hürmetkardık.. Bunun için bu partiyi kurduk.. Bunun üzerine Doğuda, bütün İstiklal Harbi sırasında, hiçbir isyan çıkmamışken, nasıl olduysa oldu, Doğuda isyana yönelik kıpırtılar başladı. Bunu Dahiliye Vekaleti bildiği halde, gerektiğinde tedbirler alınmamak suretiyle, isyana dönüştü.. Başvekil Fethi Bey istifa etti. İsmet Paşa Başvekilliğe gelir gelmez, Takrir-i Sükûn Ka-nunu'nu çıkardı ve Meclisteki bütün gayretlere rağmen, Meclisi o gün tatil ilan etti. Meclis zabıtlarını çıkarırlarsa, görürler.' " O tarihte devlet kapitalizmi söz konusu bile değil ya, neyse. Paşanın, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının programı hakkında söylediklerini değerlendirmeyi de, okuyuculara bırakarak, verdiği öbür bilgilere geçiyorum. a. Cafer Tayyar Paşa, Şeyh Sait İsyanı'nm çıkmasına, sırf Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kapattırmak amacıyla Halk Partisi iktidarının göz yumduğunu imâ ediyor galiba. Yepyeni bir varsayım! Meraklısının dikkatine sunarım.203 b. Paşanın, Anadolu'daki olaylardan hiç haberi olmadığı, sonradan da hiç ilgilenmediği anlaşılıyor. Milli Mücadele sırasında Doğuda patlayan is-, yanları sayıyorum: 1. Ali Batı isyanı (11 Mayıs 1919-18 Ağustos 1919, TİH, 6.C., s.40-43) 2. Cemil Çeto olayı (20 Mayıs 1920-7 Haziran 1920, a.g.e., s. 180) 3. Milli Aşireti olayı (1 Haziran 1920-8 Eylül 1920, a.g.e., s. 179) 4. Koçgiri isyanı (6 Mart 1921-17 Haziran 1921, a.g.e., s.259-280) c. Takrir-i Sükûn Kanunu'nu hazırlayıp öneren, gerçekten İsmet Paşa hükümetidir. Ama Cafer Tayyar Paşa ayrıca, 'Meclisteki bütün gayrete rağmen, İsmet Paşanın, Meclisi o gün tatil"ettiğini' ileri sürüyor ve kesin bir dille de ekliyor: 'Meclis zabıtlarını çıkarırlarsa, görürler.1 Ben de, tam bir itaatle Meclis zabıtlarını çıkarıyor ve Takrir-i Sükûn Kanu-nu'nun kabul edildiği tarihteki (4 Mart 1925) zabıt ceridesini açıyorum. (II.Dönem, 15.cıld, s.131-154) Aaaaa! Koca paşa herhalde uydurmaz, anlaşılan hayal görmüş ve hayalini anlatmış. Çünkü ne bir tatil önerisi var, ne Meclisin buna karşı bir gayreti, ne de böyle bir karar! Meclis, bundan sonra da, hem de daha sık toplanarak, çalışmaya devam etmiştir. (5, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 14,15, 16, 17 Mart 1925, 15.C., s. 155-561 ve öteki ciltler: 16-18) Meclis 22.4.1925'te o zamanki anayasanın 14. maddesi gereğince yaz tatiline girecektir. 203) O sırada Dahiliye Vekili Recep Peker'dir. Recep Peker, Cafer Tayyar Paşanın iddiasının tam aksine, Fethi Beyin olayı küçümsemesi üzerine istifa eder. Olay gelişince Fethi Bey hükümeti de, olay bölgesinde sıkıyönetim ilan eder ama çok geç kalmıştır. Eleştiriler üzerine Başbakanlıktan ayrılacaktır. Bu konu ile ilgili kitaplar: Behçet Cemal, Şeyh Sait isyanı; Metin Toker, Şeyh Sait ve isyanı; Uğur Mumcu, Kürt-lslam Ayaklanması. 641 Biz bu hayalci paşayı bırakıp, yine Profesör Özerengin'e dönelim. İzmir suikastı ile ilgili bazı bilgiler (!) verdikten sonra, şöyle diyor: D "[Suikastçıların] hedefleri, M.Kemal'i motorlarla kaçıracaklar." Mahkemedeki itiraflarıyla belli ki niyetleri, M.Kemal'i öldürmek. Ama Özerengin'e göre, Cumhurbaşkanı M.Kemal'i, sokakta yakalayıp da karga tulumba ka-çıracaklarmış. Nereye kaçıracaklardı acaba? Sakız Adası'na mı, Kapri'ye mi, yoksa Malta'ya mı? 25 yıllık araştırmacı ve her şeyi bilen tarihî damat, yazık ki bu en önemli hususu belirtmiyor. D "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının yaşamasına müsaade edilmedi ki etkinliği anlaşılsın. Son bir misal söyleyeyim. Refik Koraltan'ın hanımı ile televizyonda mülakat yaptılar. Bir iki sene evvel. Dikkatli izleyeciler farkına varmışlardır. Orada diyor ki: '[O zamanlar CHP'li olan] kocam Ankara'da çok meşguldü. Bazı geceler hiç görmezdim. Çünkü o sırada seçimler yaklaşıyordu. Ve Terakkiperver Fırka'nın kazanma ihtimali çok kuvvetli diyorlardı. Kocam da uğraşıp duruyordu sabahlara kadar' diye söz etti kadın. Bundan da anlaşılıyor ki millet, Terakkiperver Fırka'ya güvenmeye başlamıştı ve Halk Partisi bundan ürktü. İktidarı ele geçirmiş olanlar, seçimler yoluyla kaybedeceklerini anlayınca, işi zorbalığa döktüler. Takrir-i Sükûn Kanunu'nu çıkarttılar. Meclisi tatil ettiler." a. Bu röportaj Özerengin'le 1987'de yapıldığına göre, Refik Koraltan'ın hanımının, televizyonda 1984-1985'te konuşmuş ve 52 yıl önceki olaylardan söz etmiş olması gerekiyor. Ama yazık ki Refik Koraltan'ın eşi 1960'dan önce ölmüştür. İsteyen Hüsamettin Cindoruk'tan sorabilir. Bu dikkatli izleyici bilim adamı, rüya görmüş herhalde. Gördüğü rüyayı, bilimsel bir dayanak olarak ileri sürüyor. b. 'Meclisi tatil ettiler' iddiasının, uyduruk olduğunu da, az önce görmüştük. D "[M.Kemal'in] hoca kıyafeti içinde, hocaların içinde fotoğrafı var. Aslında, 'mefkure hatırası' yazıyor. Bu fotoğraf, İstiklal Harbi kazanılmadan çekilmiştir. Mefkure demek, ideal demek. Yani orda diyor ki: 'Ben hoca kıyafetliyim. Benim düşüncem ve zihniyetim budur' demek istiyor. Her şeyi ele geçirme ihtirasından doğuyor. Arkasından kendisi Halife olmaya çalışıyor, mani olununca, hilafeti yok ediyor." Özerengin kayınpederinden aldığını satıyor. Ama yorumu daha cesur: M.Kemal, 'ben hoca kıyafetliyim, düşüncem ve zihniyetim budur!' demek istiyormuş! Kahkahalarınızı duyuyor gibiyim. D "Memleket istila olmuş. İstanbul'a İngilizler gelmiş, almışlar. Bir avuç adam çıkıyor, bunlar en başta Ali Fuat, Kazım Karabekir, Ali İhsan ve Cafer Tayyar'lar. Onlar istiklal harbi taraftarı. M.Kemal bfle istiklal harbi taraftan değil." 642 B.Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa, 2 Mart 1919 günü, Haydarpaşa'da trenden iner inmez, kimseyle görüşemeden tutuklanıp Malta'ya götürülmüş, ancak Sakarya Savaşı'ndan sonra Milli Mücadele'ye katılabilmiştir. (Harp Hatıralarım, 5.C., s. 19, 37) Trakya'daki 1.Kolordunun komutanı Cafer Tayyar Beyi de, hiçbir ön hazırlığın içinde görmüyoruz. Ancak M.Kemal Anadolu'ya geçtikten sonra, bazı yetersiz girişimlerde bulunacak ve daha işin başında, Yunanlılara esir düşecektir.204 Ali Fuat Paşanın ise, M.Kemal ile anlaştıktan sonra, Anadolu'daki kolordusunun başına döndüğünü bilmekteyiz. (M.M.Hatıraları, s.40) K.Karabekir de İstanbul'dan ayrılmadan önce M.Kemal'e liderliği ya da başkomutanlığı önerdiğini yazıp duruyor. Durum bu. Ama profesör Özerengin, bu dört kişinin istiklal harbi taraftarı olduğunu belirtiyor ve M.Kemal'in istiklal harbine taraftar olmadığını ileri sürüyor. Takdir sizin! n "Sakarya Harbi'nde M.Kemal Paşa kaburgasından yaralandı diye İsmet Paşa ve Fevzi Paşa, müşterek takrir (önerge) verir. M.Kemal Paşayı, üç rütbe birden atlatıp müşir-mareşal yaptılar. Gazi unvanı verdiler. Alt tarafı da Sakarya Harbi'nde attan düştü diye." Harika değil mi? Meğerse, iki paşa, alt tarafı attan düştüğü ve kaburgasından yaralandığı için M.Kemal'in mareşalliğini önermiş, Meclis de bu gerekçeyi benimseyerek, öneriyi kabul etmiş, üstüne üstlük bir de 'gazi' unvanı vermiş! Anlamışsınızdır, profesörümüz Milli Mücadele hakkında hiçbir şey bilmiyor. Onun için kusuruna bakmayın. Sonra, aynı cesaretle Karabekir'in Sakarya Savaşı hakkındaki, daha önce gördüğümüz ifadelerini tekrar ediyor ve kaç zamandır özlediğimiz Yalçın Küçük'ü aratmayan, şu gayet bilimsel yorumu yapıyor: D "Yunan ordusu kendiliğinden çekilince, bizimkisi Sakarya zaferi oluyor. Sakarya zaferi, ne şunun, ne bunun, dümdüz ve düpedüz Türk askerinin ve küçük rütbeli Türk subayının eseridir. Hiçbir komutanın eseri değildir. Sokak' kavgası gibi, Yunanlı saldırdı, bizimki direndi. Ne strateji, ne çevirme hareketi, hiçbir şey yoktur. Karşılıklı, vurasıya, kırasıya ölüm savaşıdır. Ve bu savaşın galibi, o zavallı Mehmetçikle, o sular gibi kanını akıtan yedek subaylar ve genç subaylardır." Haydi, hizmetlerini dikkate alarak, kayınpederinin kıskançlığına anlayış gösterelim ama damada ne oluyor? M.Kemal'e zaferden pay vermemek için top204) Cafer Tayyar Paşa uzun süre, Trakya'daki üç tümenli 1.Kolordunun komutanlığını yapmıştır. Bu kolordu yazık ki, 20 Temmuz 1920 günü, Müttefiklerin izni ile Meriç nehrinfaşan Yunan birlikleri karşısında yeterli bir direnme gösteremez ve dağılır. Bu sırada Kolordunun dolaylı komutanı ve Kuva-yı Milliye Komutanı olarak Trakya'da bulunan Albay Cafer Tayyar, 25 Temmuz 1920 günü esir düşer ve Atina'ya götürülür. Ancak zaferden sonra yurda dönebilecektir. Cafer Tayyar Paşa, Trakya işgalinin evreleri, ayrıntıları, direnme ve öteki bilgiler için: T.Bıyıkoğlu, Trakya'da Milli Mücadele, s.334-378. 643 lam 200.000 kişinin katıldığı ve üç hafta süren bir meydan savaşını, sokak kavgasına benzetiyor ve ordu, kolordu, grup, tümen, alay ve tabur komutanlarının hakkını, çıtır çıtır yiyor. Bu iddianın, bir uçak gemisini ya da uzay aracını, yalnız kol işçileri ile küçük memurların planlayıp imal ettiğini ve kullandığını söylemekten ne farkı var? Bu nasıl bilim adamı? Zavallı öğrenciler. Özerengin, herhalde bir gün olsun askerlik yapmamış. Yaptığı halde böyle yazıyorsa, büsbütün eyvah! D Teklif dergisinin yazarı Abdullah Yılmaz da, en az Özerengin kadar bilgili ve bilimsel biri olmalı. Çünkü çok üst düzey sorular soruyor. Mesela: "Hocam, bir kitapta okumuştum, bir arkadaş da dedesinden nakletmişti. İnönü muharebelerinde komutan olan İsmet Paşayı, bizzat tavuk kümesinden çıkarmışlar." Görüyorsunuz, yazarımız, öyle kafadan atma soru sormuyor; iki önemli dayanağı var: Adını hatırlayamadığı bfr kitap ile arkadaşının dedesi. Tabii, Özerengin, bir profesör olarak, daha da bilimsel. Olayın İnönü savaşlarında değilr Eskişehir Savaşı'nda (!) geçtiğini açıklıyor ve tarihe şu orijinal bilgileri armağan ediyor: "Eskişehir Muharebesi, İsmet Paşanın orduyu son derece yanlış mevzi-lendirmesi yüzünden, tam bir strateji hatası olarak ordu bozulmuştur. Dediğin gibi tavuk kümesine kaçmıştır, sinmiştir. Ondan sonra M.Kemal onu çadır hapsine atmıştır. Ve çadır hapsinde, İnönü'yü kurşuna dizdirmek için Dîvan-ı Harbe vermeye karar vermiştir. Fevzi Paşa, büyük ısrar ve rica ile M.Kemal'i bundan vaz geçirmiştir. Bunu nerden biliyorum? Bunu bana Fethi Doğançay anlattı. Fethi Doğançay, Atatürk'ün manevi kızı Ülkü'nün kocasıydı. Benim çok samimi arkadaşımdı."205 Oooo! Olayı, M.Kemal öldüğü zaman 4 yaşında olan Ülkü'yle evlenen, emekli yüzbaşı Fethi Doğançay anlattıysa, akan sular durur; tereddüte yer yok, olay mutlaka doğrudur. Öyle ya, Ülkü M.Kemal'den dinleyip aklında tutmuş, Fethi Doğançay Ülkü'den, Özerengin de Fethi Doğançay'dan öğrenmiş. İşte tarih, böyle demir gibi sağlam, zincirleme tanıklıklara dayanılarak yazılır. Maşallah ve tebarekallah!206 205) Özerengin, iki sayfa sonra da, şu tamamlayıcı bilgiyi veriyor: "Fevzi Paşa prostat ameliyatı oldu, Ülkü ile Fethi Doğançay da geçmiş olsun ziyaretine gittiler ve orada mareşal, çok üzgün ve aynen bunu anlatmış ve Doğançay anlattı, tamamen nakletmiştir. Yalan söylemesine de sebep yok. Mareşal demiş ki:' Ben bu İsmet'i ölümden kurtardım. M.Kemal bunu çadır hapsine sokup da, ben bu adamı divan-ı harbe verip kurşuna dizdireceğim diye bas bas bağırırken, M.Kemal'e ben, bin rica minnetle bu fikrini değiştirdim. Bu ismet, benim çizmelerimi öptü' demiş aynen." Bütün muhayyilesi kıt masalcılar, can kurtaran simidi gibi Fevzi Paşaya sarılıyorlar! Fethi Doğançay, Millet Partisi yöneticilerindendi. Özerengin'e göre, bu partinin Genel Başkanı bile olmuş. 206) ilgi duyanlara, TİH, 2.C., 4 Kısım, Kütahya - Eskişehir Muharebeleri adlı askeri tarihi ve ismet Paşanın günlük emirlerini okumalarını salık veririm. Ben bir daha göz attım, ismet Paşanın hangi günler, tavuk kümesinde saklandığını ve çadır hapsinde olduğunu çıkaramadım. Çünkü c|ünlük emirler kesintisiz sürüp gidiyor. -* 644 D "[istanbul'da] M.Kemal Paşa., bir taraftan sarayda zaten yaverdi, sarayda yükselme gayretleri içindeydi. Bir taraftan hükümeti devirip Meclise girip çıkmıştır." Anlaşılan Ordu Komutanı M.Kemal, Başkâtip, Başmabeynci ya da Başyaver olmak istiyormuş. Saraydaki en yüksek görevler bunlar. Vahidettın, şu görevlerden birine M.Kemal'i atasaydı, ne olurdu sanki! Sonunda, Malta'ya, oradan da San Remo'ya birlikte giderlerdi. M.Kemal de tarihe karışır, hâlâ bazılarının uykularını kaçırıyor olmazdı. Özerengin Hoca, son cümlesi ile de bir şey demek istiyor ama galiba Türkçesi yetmiyor! D "M.Kemal'i Padişah gönderiyor, para da veriyor, sırtını da sıvazlıyor. 'Oğlum, bizi siz kurtaracaksınız, burada artık iş yok' diyor. O vaad ile Padişahı kurtaracağım diye gidiyor." Bir profesör, magazin yazarları gibi elbette söylentilere, dedikodulara, masallara dayanarak hükme varmaz. Böyle kesin konuştuğuna göre, elinde mutlaka kapı gibi sağlam belgeler olmalı. Ama ne hikmetse o da, kanıtları açıklayacağına, kuru laf ve dedikodu ile yetiniyor. D "İstiklal Harbi fikrini, millete dayanarak, millete güvenerek yapılabileceği ve bunun mümkün olduğu fikrini [taşıyanlar], olmazsa da biz ordumuzla sonuna kadar harp edip şerefimizle ölürüz diyenler, Ali Fuat, Karabekir, Re-fet Paşalardır.. Asıl zaferde temel, bu adamlardır. Bunu ben söylemiyorum, tarih söylüyor." Özerengin böylece, az önce saydığı istiklal harbi öncüleri arasına, M.Kemal'in S.Kolordu Komutanlığına tayin ettirerek, beraberinde Anadolu'ya götürdüğü Refet Paşayı da katıyor. Ama ona göre bu öncüler arasında, bir M.Kemal yok. Bu bilimsel yaklaşıma hayran olmaz mısınız? Ah, bir de bunu yazan tarih kitabının adını verseydi! Belki o meçhul tarih kitabında, M.Kemal'in, hiçbir ön hazırlığı olmadan, üstelik İstiklal Savaşı'na karşı iken, bu kahramanların arasına nasıl karıştığı, nasıl olup hepsinin başına geçtiği, nasıl lider ve başkomutan olduğu da açıklanıyordun Yana yana bu kitabı arıyorum ve bulamıyorum! Velhasıl bu 'tarihî' röportajda, Karabekir'in yakın çevresinde yer alan profesör Faruk Özerengin'in ileri sürdüğü mizahi görüşler de böyle. * 6-3-3-5. Karabekir ve kolordusu hakkında bazı ilginç görüşler Bu konuda görüş ileri sürenlerin başında, Vehbi Vakkasoğlu (Son Bozgun) ile A.Dilipak geliyor. Daha orijinal oldukları için Dilipak'ınkileri aktaraAnlasıian kurmayları, emirleri hazırlayıp kümesteki ve çadırdaki Cephe Komutanına imzalatıp durmuşlar1" 645 cağım. Tutarsızlıklar ve yanlışlıklar, yazının paçalarından döküldüğü için de kısa dipnotlarıyla yetineceğim. D "Karabekir, daha çok Enver Paşaya güveniyor, doğudaki birlikleri örgütleyerek, batıya yönelmek istiyordu." (CG Yol, s.37)207 a "Kazım Karabekir Paşa, İstanbul'dan ve Enver Paşadan çok M.Kemal'e yakınlık duyuyordu." (a.g.e., s.66)208 D "Önemli olan diğer mesele de, henüz doğuda Kazım Karabekir komutasında, önemli bir Osmanlı birliği bulunuyordu. Gelecekte bunlar sorun çıkartabilirlerdi.209 Bu nedenle de bu birlikle ilgili sorunların tasfiyesi gerekiyordu. Bunun ilk adımı olarak Kazım Karabekir'i Ankara'ya çağırarak, bu kuvvetleri başsız bırakmak,210 kademeli şekilde tasfiye ederek,(!) bu güçlerin bağımsız milli güçler haline gelmesinin ardından, Ankara'ya bağlı kuvvetler haline getirilmesi mümkündü..." (a.g.e., s.66, 79)211 D "Kazım Paşanın kuvvetlerinden bir bölümünün, Kuva-yı İnzibatiye'ye aktarılması, önemli bir hadisedir." (a.g.e., s.67)212 D "Muhtemelen M.Kemal, Kazım Karabekir'in Enver Paşalarla ilişki kurma ihtimalinden kuşku duymaktadır." (a.g.e., s.93)213 a "Yunanlıların işgal için gelmediği açıktı. Yakıp yıkıyorlar ve tek bir doğru çizgi üzerinde, Anadolu'nun içlerine doğru ilerliyorlardı..214 Böylece doğudaki kuvvetler batıya kaydırılmaya başlandı.. Bunun sonucu olarak, milli-ci güçlerin, doğu Müslümanları ile irtibatları kesiliyordu..215 En önemlisi de, 207) Dilipak'a, dişini sıkıp Karabekir'in İstiklal Harbimizde Enver Paşa ve ittihat ve Terakki Erkanı adlı kitabını okumasını tavsiye ederim. Enver Paşaya ne kadar karşı olduğunu, belki anlar. 208) Hangisi doğru a muhterem? Bu mu, bir önceki paragraf mı? 209) Allah Allah! Ne yaparlardı yani? Anzavur çetesi ya da Kuva-yı inzibatiye adlı çapulcular sürüsü gibi Ankara'ya bağlı kuvvetlerin üstüne mi yürürlerdi? Karabekir'in ve kolordusundaki tümen komutanlarının, maceraperest ve Milli Mücadele'ye karşı olduklarını kim söyledi size? 210) Niye başsız bırakılsın? Yerine başkası tayin edilirdi. 15.Kolordu, Karabekir'in özel kolordusu mu? Ve Karabekir, Ethem mi? 211) 15.Kolordu, Ankara'ya bağlı değildi de Damat Ferit'e mi bağlıydı? Bu kadar boş laf etmek de özel bir hüner. 212) Kuva-yı inzibatiye, istanbul yönetimine bağlı, 1920'de kurulup, milli kuvvetlerden şamarı yiyince, aynı yılın Mayıs ayında, silahlarını ingilizlere bırakarak, apar topar istanbul'a kaçan bir kuvvet. Karabekir'in bir kısım kuvvetlerinin, Kuva-yı inzibatiye'ye aktarılması, ne demek? Ankara, kendisine karşı dövüşen bu irtica ordusunu mu takviye etti? Dilipak acaba ne demek istiyor? 213) Bir cümle ki Türkçesi içeriğinden, içeriği Türkçesinden yanlış! 214) Dilipak'ın,Yunanlıların işgal için gelmedikleri iddiasını daha önce görmüş, gülüp geçmiştik. Sonraki açıklamalarından, Dilipak'ın geometrisinin de zayıf olduğu anlaşılıyor. Yunanlılar, Anadolu'da, Marmara kıyılarına kadar bütün kuzey Ege'yi, Karadeniz'e kadar izmit'i; izmir'den doğuya doğru, Manisa, Balıkesir, Aydın, Uşak, Eskişehir, Kütahya ve Afyon'u; Trakya'da ise, Edirne, Gelibolu, Tekirdağ ve Kırklareli'ni işgalleri altına almışlardır. Bu nasıl 'tek bir doğru çizgi'? 215) ilgisi yok. Büyük Taarruz sırasında bile Doğu Cephesinde, 15.Kolorduya bağlı 4 tümen ve Kars Müstahkem Mevki Komutanlığı bulunuyordu. (TİH, 2/6, 1.Kitap, s.22) 646 doğudaki Ermenilerin ve Rumların güvenliği, teminat altına alınmış oluyordu." (a.g.e.,s.281)216
( Vahdettin, M. Kemal Ve Milli Mücadele - Turgut Özakman Alıntılanan kısımların sayfası yukarıda verilmiştir!)
ŞUNLARADA BAKIN
https://mustafakemaltarih.blogspot.com/2022/02/ataturk-arap-oglunun-yaveleri-hakkinda.html
https://mustafakemaltarih.blogspot.com/2022/01/ataturk-turkleri-hristiyan-yapmak.html
https://mustafakemaltarih.blogspot.com/2022/01/ataturk-din-ve-namusu-olanlar.html
